Sunday, 10 November 2024

Mum and Mitochondria

 Today is my mum’s birthday. I’m away from her. No matter how far away I am from her, I still carry her mitochondria. Mitochondria are a paramount component of every living creature. They are in the DNA, producing energy in order to start life and so on. Their fundamental role is to ensure the survival of the cell. As human beings, we receive our mitochondria from our mothers, not from our fathers. This means that we begin life thanks to our mothers.

So, no matter how far away I am from my mum, I still carry her mitochondria. I feel all my energy thanks to her. She is still with me wherever I go. I carry her with me. Her energy is my energy.



Monday, 2 September 2019

İki kişi, bir hikaye

(1)


Adam merdivenleri çıkmaya başladığı anda, eski anıları geriye sarmaya başladı. En son ayrıldıkları zaman canlandı ilk adımında. Sanki o zamanın içine girmişti renkleri,kokuları, pencereden içeri giren sakin esintiyi kulağına değişini hissetti. Sesleri hatırlamaya başladı. Sessizlik ve esinti... Ayrılırken hiç seslerini yükseltmediler birbirlerine. Zaten sesini yükseltmek kadının hakkıydı ama yapmadı. Çok derin ve sessizce baktı. O derin bakışlarında veda etmeye başlamıştı bile. Kadın sustukça, Adam daha da sustu. Merdiven adımlarını çıktıkça son anlarını tekrar yaşıyordu adam. Son basamakta durdu ve onu gördü. Kadının arkası dönüktü. İki yıl geçmişti o son anlardan şimdiye.


 Saçları hala uzundu, tıpkı adamın da sevdiği gibi, oysa ki kısa saçı severdi kadın. Zayıflamış. Kansermiş. Öğrendiği kafede hızlıca tuvalete zor attı kendini. Kabine girdi. Bir an...bir saniye tüm dünyadan soyutlandı nefesi hızlandı daha da hızlandı.'Nasıl,neden..' Gülmeye başladı, Gülüşü şiddetlendikçe dizleri vücudunu taşımamaya başladı. Güldükçe yere eğilmeye başladı. Neden yer çekimine karşı gelsin ki oturdu, oturdu ve gülmesi ne kadar şiddetlenmişse ağlaması da şimdi o şiddetle başlamıştı, önce gözlerine geldi o şiddet. Elini ağzına götürdü. Sanki mühürledi. Ses çıkarmadan ağlamaya başladı. 'Neden O? Neden Kanser?' onu görmek istedi ama 'Nasıl' iki yıl geçmişti. Ne diyecekti? ...


 Son basamakta kadını gördü ve kanser olduğunu öğrendiği kafedeki anıları, adamı bir kez daha aklını karıştırmıştı. Oradaydı işte. Bir huzur vardı şimdi. Onu görmek nasıl hala huzur veriyordu bu duygularını nasıl açıklayacağını bilmiyordu. Ayrılmak istememişti ama suçluydu. Hoş!! suç dediğin nedir? Ayrılığı kadın istemişti haklıydı da. Ona hala hak veriyordu. Kadın adama döndü. Zayıftı, hastalık zayıflatmıştı... Beyaz tenliydi ama çok solgundu. Ama gözleri... Hala canlıydı. Karşına çıkana kadar ki anılarının duygularında yarattığı hoyratlık üstüne hala canlı bakan gözleri, Adam 'içimdeki duygu dağınıklığımı görebiliyor mu?' diye düşündü. Adam gergindi ama huzurluydu. Adamı görünce gülümsedi.


 Kanseri ileri safhadaydı. Ama nasıl bu kadar canlı bakan gözleri olabilirdi? Gözleri hep canlıydı. Hep merak ederdi. Araştırırdı. Kollarında son nefesini verdiği anda ve ondan sonraki hayatının her anında tek hatırladığı o canlı gözleri olacaktı. Adam 'Bana hala kızgın mısın?' diye sordu. Kızgın olsun isterdi. Kendisini unutsun. Kadın '....ben ölüyorum, yanımda nefret götürecek kadar güçlü değilim...' O konuşurken sadece bu lafları seçebildi. Kadın 'beni deniz kenarına götürür müsün?' diye sordu. Deniz onların hayatının hep en önemli parçası olmuştu. Deniz kenarında tanışmış, önemli anılarında hep deniz vardı.

 Devamı yarın....

Monday, 22 February 2016

Sevgili Çocuğum

Sevgili Çocuğum,

Kimsin?
Adını ne koydum?
Neye benziyorsun?
Kız mısın?
Erkek misin?
Esmer mi?
Kumral mı?
Yoksa sarışın mısın?
Gözlerin ne renk?
Ne zaman doğdun?
Kişiliğinde benden neler alacaksın?
.......

Senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum ama sana ÇOK ihtiyacım var
Seni büyütebilmek için seninle büyümem lazım
Artık büyüyebilmem için geç kalma !
Çocuk kalmaktan yoruldum...



Monday, 2 November 2015

Icim Aciyor



Aciyor arkadaslar hem de cok aciyor....
Uzun zamandir aciyor da artik susuyorum ya
Bastan baslasam anlatmaya...
Ilahi adalet diye bir seye inancim vardi.
Yapanin yanina kar kalmazdi hani...
Hani nerede o ilahi adalet..hani
Icimdeki inancin kurumasina icim aciyor..
Analarin evlatlarini kor kursunlara, cop darbelerine kurban vermesine icim aciyor..
Askerlerin mayinlara, bombalara kurban olmasina icim aciyor...
Bir anneyi cocugunu kaybetmis bir ananin yuhalatilmasina icim aciyor...
Kutuplasmaya icim aciyor...
Biz diyememeye icim aciyor
Ankara`da parcalanan insanlara icim aciyor
Baris yazan bayraklarin olu bedenleri orttugunu gormek icimi acitiyor
Bir ailenin o dakikada parcalandigini bilmek canimi acitiyor
Bir abinin kardesinin cenazesinde isyanina icim aciyor
Levent Kirca`nin parasizliktan bir anda olup gitmesine icim aciyor
Haftalardir bebek gibi baktigimin tek bir tohumun yesil bir dal vermesini beklerken, bir solukta agac kesilmesine icim aciyor..
"Ayaginiza galos giyin" diyen birinin o anda oldurulmesi parcaladi yuregimi..
Bir insan hayati artik kac para bu ulkede?
Burasi benim vatanim ya, bu insanlar da benim insanim ama neden uzayliymisim gibi hissediyorum?
Buranin gunesi, havasi, suyu neden bir baska?
Neden Insani bambaska?


Sunday, 12 April 2015

Insan birini icinde biriktirdikce kendini ona teslim ediyordu

Eve geldi. Bilgisayarini acti. Bloguna bu aksam birseyler yazmaliydi. son bir haftadan baslayarak ozellikle son iki gun biriken duygularini bir cirpida icinden atmasi gerekiyordu. Onlar sanki icinde biriktikce daha cok agirlasiyor, kendi ozunu kaybediyordu. Kaybetmek degil de baskasina teslim oluyormus gibi hissediyordu. "Insan birini icinde biriktirdikce kendini ona teslim ediyordu" ne guzel bir cumle kurdugunu dusundu. "Iste yazmak boyle bir sey" diye gecirdi icinden. Kafandan bir plan yapamazsin hangi cumleleri kuracagini, sadece yazmaya baslarsin ve gerisi gelirdi. Hep yazar olmak istemisti ama bunun icin biraz fazla "becerememe korkusu" vardi. Belki ilerde bir yazar olabilecekti belki de hobiden oteye gidemeyecekti. Yazmak, okumak, dusunmek, dusundugunu kelimelere dokmek, dokmek, dokmek taa ki ici bosalana dek ne guzel bir seydi. Sarabin verdigi mayhos etki sanki yazmasina fayda saglayacak diye dusundu ama ilham getirmese de en azindan bu gece kafasi guzel, rahat bir uyku cekecegini dusundu. Cunku rahat ve ruyasiz bir uyku istiyordu. hele ki dun gece ruyasinda gordugu eski sevgilisini bu gece de ruyasinda gormek istemiyordu. halbuki ne rahat ayrilmisti ondan. O ana donup hala kafasinda tartiyordu. Ayrilmak zorundaydi. Baska caresi yoktu. Cunku deger verdigi ve ayrildiktan sonra farkettigi kadariyla sevdigi adam baska biriyle daha gorusuyordu. Ne yapilirdi ki bu durumda. Eger umursamaz davransaydi kendinden feragat edecekti.  insan ayrilirken aslinda kendini tercih ediyordu. Her ayrilikta hep kendine donuk bir tercih vardi. Farketmese de ne kadar mutevazi olsa da insan bencildi. kendini seciyordu. Eger umursamaz davransaydi kendine saygisi kalmayacakti. Kendisine saygi duymayan bir insana donusmek istemiyordu. Evet hayat kisaydi, hatta bostu ama bazi degerleri korumak gerektigine inaniyordu. bu onun kendi dogrusuydu. Mutlak bir dogru yoktu. Her dogru gibi goreceliydi. Kimse kimsenin dogrusunu elestirme hakkina sahip oldugunu dusunmuyordu. Hayat herkesi baska dogrulara suruklemisti.  Sevdigi adaminda dusundugu  dogrular aslinda ona ne kadar yanlis geliyor diye dusunmus ama elestirme hakkini kendinde gormemisti. Kimin haddineydi. Cunku  sevdigi adamin basindan bir intihar gecmis ve kurtulmustu. Intihardan kurtulan bir adam ne kadar eski hali gibi kalirdi ki. Intihar ondan neler almis, neler vermis hic sorgulamamisti. "Keske daha cok uzerine dusseydim. daha cok anlasaydim,sorsaydim" diye hayiflanmisti. Ama farketti ki karsisindaki artik kayip bir ruhtu. Bozulmustu. Her ne kadar bozulmus olsa da onun ilk erkegiydi. Sabaha kadar sevistigi... Onun icin her pozisyona girmisti. Bunlari hicbir degeri yoktu. Asil en  deger verdigi sey onunla ne kadar rahata opusebildigiydi. O zamana kadar opusmekten hep utanmisti. Ondan severek ayrilmisti. Sevmek nerede baslardi? KALb de mi beyinde mi? Bu sorunun cevabinin aslinda beyin oldugunu dusunuyordu. Onu aklimiza getiren ruyamizda bilincaltindan cikaran o sinsi beynin eseri olduugnu zannederken peki bu kalb agrisi nereden cikmisti? onu da mi beyin yapiyordu? Hayatinda ilk defa kalbinin agridigini hissetmisti. " belki bir baska erkekle sevissem onun unuturum" diye dusundu. Bu dusuncesinden utanmali miydi? Emin degildi.Sarabindan bir yudum aldi. Farketti ki  en son sarap ictigi aksam sevdigi adamla sabaha kadar sevisecekleri geceydi. unutacakti. unutmaliydi. unutturacakti zaman istemese de.

Thursday, 5 March 2015

Gene annem babamla oturduk bir gun

Gene oturmusuz gunlerden bir gun, mesela bugun, sabah kahvaltisindayiz. sabah kahvaltilari bir aile icin onemli olmalidir. Kahvaltiya onem vermeyen insanlardan kacinilmali bana gore. Cunku paylasima o kadar onem verilmezse zamanla hersey bos gelir. Bos isler yaninda bos duygulari da getirir ve gecen yillar insanin icini de bosaltir. Ici bombos bir insan sadece bir robota donusur. Yeni gunun yeni umutlari karsilikli yuzler birbirine bakilarak, paylasarak surmelidir. Zaman zaman o masada kavga da edilir ama cogunlukla gulusulur. Yapilan kavgalar da tutkuyla yapilir. Soyle karsi duvara bardagini atacaksin ki tutkuna, yasam enerjine, askina degsin. 

Annemle babamdan hep bahsedirim. Nasil mi bahsederim? "...Aman aman cok seviyorum onlari, canlarim onlar benim gibi..." ergen kiz laflari etmek amacinda degilim, beceremiyorum da...

Hayatta kimse mukemmel degildir. Zorlamaya gerek yok. Kusurluyuz iste. Bir yerinden arizaliyiz. Mesele arizamizin ne kadar gecici de olsa tamir edebiliyor olmasinda. Evet mukemmel degiliz, olamiyoruz da ama birbirini mukemmellestiren es bulmak veya olmak. Onlar hakkinda her zaman soyledigim sey iste buydu. Birbirinin mukemmeli olan iki insan. hergun onlarla uyaniyorum, ya da onlar birbiriyle uyaniyor desem daha dogru sanki. 

Bu sabah sordum ikisine de; "Tekrar bu hayatta gelseniz, gene birbirinizle evlenir miydiniz?" Annem de bir siritis, babamin gozlerinden ise bir bugulanis. Annem enerjik bir sekilde "Gene evlenirdim valla" derken, babam yari dusunceli "Hayir evlenmezdim" dedi..........NE?????????

Babama sordum. "Neden evlenmezdin?" ne diyecegini cok merak ederek cunku annem mukemmel bir kadindir. Babam "Annen bir daha karsima ciksa yuzumu cevirip evlenmezdim".... ALLAH ALLAH
"Neden?"
Babam: "Annene kiyamazdim" "Daha rahat bir hayat yasamasini isterdim"
Annem: " Ben gene evlenirdim"

Sizce hangisi birbirini daha cok seviyor??? Bu sorunun bir cevabi oldugunu dusunmuyorum. Cunku cevaplanarak kisitlanacak bir kalip degil. Hissedilmesi gereken duygu..
O kadar ki bu kadar cok bosanma vakalarinin yasandigi bu zamanda bosanmis musterilerimiz annemle babamin evliligine gipta edip dile getiriyorlar. Oyle ki annem hemen laf atti. "Biz bosansak herkeste bir sok etkisi yaratir herhalde" :) tabi ben de dururmuyum "Aman annecim sakin bosanmayin toplum bunu kaldiramaz" :))

Askta gurur var midir? Iki gundur bu soru kafamda yankilaniyor. Yok demeyin nolur. Cok affedersiniz okuz gibi bir gurur var ben de. Napalim genetigim boyle suc benim mi? Benim gibi okuz gururuna sahip olanlar bir klup kursak arada bulusup aglasak okuz gururlarimizi yaristirsak, sonra ayni okuz gururuyla gene hayatimiza devam etsek...

Yani toparlayayim artik.. Emek vermeden deger, kiymet bilinmez. Okuz gururu yaparak hicbirsey kazanilmaz, malesef kaybedilir. Askta gurur var midir? bu sorunun cevabini daha dusunmem yillar alacak. Ama emek vererek birbirinin mukemmeli bir es olabilir veya esiniz olabilir. Sevgi ve saygiya dayali anlayis, hosgoru lazim. Altyapisi saygi olmayan bir iliski er gec cokecektir. Once saygi duyarak bir adim baslatilir gerisi gelecektir...
Ve yillar gececek....
Ve yaslanacaksiniz
Ve yaninizda mukemmeliniz esiniz olacaktir :)))



Friday, 25 October 2013

Ask-Sarki-Kahraman


Bazen size cok dokunan bir ask sarkisina denk gelirsiniz. Her ask sarkisi gibi onun da ait oldugu bir ask vardir. Ve siz kisa bir sureligine onlarin askina dahil olursunuz  icine almasina izin verdiginiz icin. Onlar mutluysa siz de mutlusunuz. Onlar ayrilmissa siz de uzgun. Icinden bir olurseki eger, sizinde icinizde kanayan bir yara acilir. Onlar icin uzulurken, bir yaniyla kendinizi de uzuluyorsunuzdur cunku.

Bir askin buyuklugu,cekilen aciya baglidir. Ask acitir cunku. En buyuk aciyi ise Olum getirir. Geride kalan, hikayenin kahramanidir.

Hikaye bitirmemek icin tekrar tekrar basa doner.

Dunyanin en buyuk acisini omuzlamistir artik.

Hep geride kalarak... Sonsuza kadar...





Thursday, 15 August 2013

Dune, bugune, yarina kendime not






Insan ancak yalniz kalinca yazabiliyor. Ruhum yazmaya ac ama yalniz degilim...




Wednesday, 5 June 2013

Direnis neleri degistirdi?


Kucuklugum de takim tutma ozentisi icinde sadece Fenerbahce`yi kendime yakin bulmus olup  Besiktas ve Galatasaray takimina, taraftarlarina ve ruhuna  o derece uzakta olurken Carsi grubunun dozerle TOMA kovalamasina, uzerinden gecen helikoptere bakip arkasindakilere sorarak “Aranizda helikopter kullanmasini bilen var mi?” sorusundaki ozguvenine, mucadelecigine hayran kalarak, Carsi ruhunu hissettim.

Polis tarafindan yakalanan 40 civari Fenerbahceli `yi kurtaran 400 Galatasarayli taraftari gordum. Demek ki biz sadece tribunde karsi karsiyayiz direniste yan yanayiz mesajini gordum.

Izmirli olarak yedi cihan bir araya gelse yanyana koyamacaginiz Karsiyaka-Goztepe taraftarini onumde omuz omuza gordum. (Bilmeyen icin,Karsiyaka-Goztepe deplansmanlari Galatasaray-Fenerbahce`kine benzemez)

Mhp lideri Devlet Bahceli bir aciklama yapti dedi ki “Bizi meydanlarda goremeyeceksiniz”  abarttigimi sanabilirsiniz ama benim oldugum eylem yerlerinde ciddi bir cogunluk Mhp`li vatandaslarimiz vardi. Artik onlara  eskisinden daha dikkatli ve saygili bakmaktayim.

AKP`yi destekleyen arkadaslarimin da bizden korktugunu, direnisimizin amacini bizim onlari yok etmek istedigimizi dusundugunu hissettim. Ama biz sadece Ozgurlugumuzu hatta sizin ozgurlugunuz icin de mucadele ettigimizi anlamasini istiyoruz.  Benim tarafimdan senin canini yakacak bir sey varsa mucadelene yardim ederim ama benim canim yandigi zaman sen de benim icin mucadele et demek istiyorum. bu kimseyi asimile etme direnisi degildir, bu herkes kendi hakkini savunabilsin, gereken yerinde sesini cikarabilsin, kimligini ortaya koyabilecegi, hakkini savunabilecegi Cumhuriyet temelli bir direnis oldugunu anlasin. Neden Cumhuriyet`ten bu kadar korkuyorsunuz?

Annemin gozundeki o icler acisi korkuyu gordum. Korktugu sey ise Polislerdi. Her eyleme giderken arkamda ceset gibi birakmanin vicdan azabindayim. Insanin annesiyle-devrim arasindaki o ince cizginin ustunde gidip geldim gunlerce (belki klise diceksiniz ama benim kadar hissedemeyebilirsiniz)

Muhafazakar kesimin kendi capimda beyin yapisiyla ilgili hipotezler olusturdum. Mesela, beyinlerindeki  muhakeme, karsilastirma, oz-elestirme yapma bolumlerini kapattigina o bolgeleri hic calistirmadiklari gibi surekli cevresinden dolanip nereden nasil bahaneyle hakli cikabilirim politikasinda olduklarini gordum.
Ama ote yandan ayni muhafazakar kesimin icinde Akp`ye direnis gosteren insanlari gordukce “ben rahat yasayacagim diye baskalarinin aci cekmesine izin veremem” diyen insanlar onlar benim kahramanlarim oldu.

Eminim herkes ilk defa uykusuzluk cekmekten memnun olup en ufak yorgunluk hissetmiyordur. Enerjinin nereden geldigini biliyoruz.

Hayatimda hic Kurt, terorist yakistirmalarina karsi kimlik kazanma eylemlerinde bulunmadim. Bulunanlari da onlar kadar anlayamadim. Ancak hukumete karsi simdi bizler kimlik mucadelesi veriyoruz ya iste simdi biraz onlarin davasini hissedebilmis olmayi farkettim
.
“Siz neredeydiniz, niye o zaman da sesiniz cikmadi” gibi sozlerle sidik yaristirmaya gerek yok ben de onlara ornek vere vere sordum “siz neredeydiniz, neden sesiniz cikmadi?” hic bir cevap alamadim Artik “simdi buradayim. Bundan sonra da elimden geldigince olacagima soz veriyorum, peki sen de yanimda misin bundan boyle beraber sesimizi cikarmaya soz veriyor musun?” diye sormak istiyorum.

Ben hic namaz kilmadim, oruc tutmadim, Hacca gitmeyi dusunmuyorum. Sadece Toprak Ana`ya agaca,cicege, ekine,hayvana ibadet ederim.  Ama sen namaz kilan, oruc tutan, Hacca giden  sana sonsuz saygi duyuyorum. Senden tek istegim benim namus bekciligimi yapma? Ne giyecegime, ne icecegime, benim vucudumla ilgili kararlarima (kurtaj) lutfen karisma!! Ben cani degilim icimde buyuyen bir canliyi oldurecek kadar, ama benim sagligim bile degil, dogacak bebegimin hayati, sagligi bunu gerektiriyorsa kurtajimi  yaparim.

Kimi desteklersen destekle, istersen Ak partiye gene oyunu ver, benim sana saygim degismeyecek ama senden tek bir istegim var “Mustafa Kemal olmasaydi bugun nerede olurduk, onu dusun ve O`na ve silah arkadaslarina hakettigi degeri ve saygiyi goster, onu karalayanlara sen de sesini cikar”


Hepimiz bir onceki kusaktan daha ileriyiz. Anne-babalarimizin bir adim otesinde tahsilli olup onlarin gecmisteki anlasmazligina, biz uzlasmaci olalim. Cunku gelecek, BIZLERIZ VE BIZIM COCUKLARIMIZ. Artik bu sahnenin aktorleri biziz, bir ortada bulusalim. HERKES BIR ADIM ONE CIKSIN…






Sunday, 5 August 2012

Sus

Kalktim. Giyindim. Ciktim. Vardim. Oturdum. Dinledim. Kalktim. Yurudum. Girdim. Oturdum. Duydum. Baktim. Gordum. 


Seni gordum. Kalktim. Yurudum. Geldim. Konustum. Dinledin. Oturdum. Konustum. Dinledin. Konustun. Dinledim. Sustum. Sustun. Kalktim. Gittim. Aradim. Actin. Geldim. Bekledim. Geldin. Konustum. Konustun. Guldum. Guldun. Gulduk. Sustum. Sustun. Sustuk.


Sustuk. Sustuk. Sustuk. Gittim. Gittin. Bekledim. Gelmedin. Beklemedim. Terkettin. Ozledim. Karsilastik. Sustum. Sustun. Sustuk. Sustuk. Sustuk. Sustuk….


 Sen ve ben hep sustuk…sustuk...sustuk...

Saturday, 4 August 2012

3. Cogullar


Metroya iner inmez  tren hemen gelirse  kendimi  o gün bitene kadar sanslı hissediyorum. Gitsem sayısal oynasam yada piyango bileti ceksem sanki o gün bana vuracak. Trene beklemeden binmek ve hemen bos yer bulmak, bu bir mucize olmaliydi. Cantamdaki kitaplarin agirliginin hissettirdigi amele yorgunlugu vardı üzerimde. Oturuyorum, ayakta duranlara şöyle piç bir gülümseme atiyorum "yeri kaptim" dercesine. Her zamanki rituelim kitabimi aciyorum yanina da "Bethoween`in 7. senfonisi  iyi gidiyor"  düsünerek kulakliklarimi takiyorum. Nedensiz tad alamiyorum kitaptan, kapatiyorum.


Onlari duyuyorum. Kaldiriyorum basimi, devirdim gozlerimi, gozümün onündeler. Her yerdeler ve cok kalabalıklar…Cok konusuyorlar.Hep konusuyorlar Susmuyorlar. Muzik cabalıyor, onlara meydan okuyor ama faydasız, müzigin bile arasından sızıyorlar. Hala duyuyorum. Sonra merak ediyorum…Bu kadar anlatacak neleri var diye. Tren bile dayanamiyor artik, O da dile geliyor her duragi tek tek saymaya basliyor. Sanki onlar costukca ben kaybediyorum, sanki enerjimi onlar kullanıyor, o kadar fevri harcıyorlar ki. 
Her yerdeler ve cok kalabalıklar..


Iclerinden biriyle goz goze geliyorum, en kücükleri, bir kiz, gülümsüyor bana. Neden gülümsüyor ki oysa ben gülümsemek istemiyorum. Dünya`da ki o anda BEN gülümsemek istemiyorum işte.Hatta degil yalnız o an, bütün gün gülümsemeyecegim işte. Bugünü kendime “Dünya Gülümsememe Günü” ilan ediyorum. Gülmüyorum cünkü bu sabah saatlerinde firmamızın gülümseme müdürü ani bir kalp kriziyle hayata veda etti. Cenaze sebebiyle müsterilerimiz bugün ki hizmetten faydalanamıyor. Gelen telefonlari Izdirap, Agit, Aglama, Suskun hal, Somurtma servislerine yonlendiriyoruz. Birkac güne yerine birini atarlar. 

Bir cocuk ablasinin kucaginda uyuyor. Sanki o an, dünyanin en guzel manzarasina bakiyormuşum gibi hissediyorum. Kardesim de boyle uyur diye düsünüyorum. Belki de dünyadaki bütün kardesler hep oyle uyuyor ve benim kardesim dünyadaki bütün kardeslere benziyordu o anda. Ama nedensiz nefret ettim, nefret ettim iste onlardan, cünkü her bakisim da ablanin kardesini oksadigi gordukce  acaba kardesime iyi ablalik yapabildim mi? diye düsünmeme sebep oluyorlar. Digerlerinden de nefret ediyorum alisverise giden anneler ve kizlarindan, neden o gün benim gittigim dükkana geliyorlar ki baska gün mü kalmadi sanki. Yanindan gecen adamin üzerinden yayilan eski sevgilinin parfümü. Gecmisin kelebek etkileri bunlar. Hep kovaliyorlar. Cok sacma yerlerde bekliyorlar. 
Her yerdeler ve cok kalabaliklar…


Evime siginmaliyim. Oraya gelemezler. Ne Onlar, ne o ablayla kardeş, ne o anne ile kizi ne de o parfümlü adam. Biraz daha hizli yürüsem hemen varicam ama sirtimdaki yük beni yavaslatiyor. Yeşil cayin hayalini kuruyorum, sicak sicak, her yudum bir arinma gibi sanki. Gider gitmez dus almaliyim diyorum, üzerime yapisan konusmalar, gülümsemeler, bakislar, kokular anca oyle kurtulurum. Atmalıyım onlari üzerimden. 
Her yerdeler ve cok kalabaliklar…



Friday, 29 June 2012

M=Mutluluk , Mezar

Her gun ders calismak icin gittigim kutuphanenin yaninda eski bir mezarlik var, tarihi eser sebebiyle yikilmasina izin verilmemis.  Ustundeki yillara baktim hepsi 1800 kusur yillarinda yapilmis. Calisma masamin yanindaki pencere direk mezar manzarali, cok mizahi sanki! mezar manzarali calisma masam.
Onundeki dersin stresinden arada bir kafami kaldirip mezarligi gormek icin uzatiyorum. O manzara beni celiskilerin icine atiyor tabi bu kadar deep down dusunce yogunlugu sonunda “hayati bu kadar ciddiye almayin,nasil olsa icinden canli cikamayacagiz, aha! karsindaki manzaraya bak”`a baglaniyor.
Ne kadar,ne kadar cok hayaller kuruyoruz,umutlar, taze baslangiclar, yeniden yeniden filizlenen duygular
Ne kadar,ne kadar cok hayal kirikliklari yasiyoruz, basarisizliklar, yeniden baslamalar, korelen duygular
Mesela Ask, ne kadar cok feragat ediyoruz ondan. Oysa ki herkes asik olmak istiyor. Gercek aski istiyor hani icini titreten, urperten geceleri uyku tutturmayan evet bunu herkes istiyor,hadi ama cool`lugu birakin azicik da bari kendinize durust olun. Asktan askta kosan da, basini kadirmadan asosyal inek tipli biri de herkes Aski hep ariyor.
Bugune kadar sansli bir hayat yasadim hala daha yasiyorum, cunku en yakinimdan kimseleri kaybetmedim. Hicbir sonsuz ayrilik acisi yasamadim ama biliyorum ki bu da sonsuza kadar gitmeyecek tek tek herkesi kaybetmeye baslayacagim. Bazen cok sevdigim birini kaybetmis gibi uzuluyorum,agliyorum. Belki de amacim olacak hadisenin onceden gozyaslarini dokmek ki gercek zamaninda guclu goruneyim,belki de sadece aglamak istedigim icin, belki  sadece mazosisttim.
Gercek mutluluk icimizde aslinda, biliyor musunuz?  Ne klise bir laf ama gercekten oyle. En cok neye guluyorum aslinda Ingilteredeki Turkler, Turkiye`deki insanlara ozeniyor,onlarin daha mutlu oldugunu dusunuyor, Turkiye`dekilerse , ingilteredeki insanlarin daha mutlu yasadigini dusunuyor. Kisaca icimden gecen “Bullshit” kimse nerede,nasil, ne sartlarda olursa olsun mutlu degil. Mutlu insanlar, sadece mutlulugun sirrini cozmus olanlar onu bir yere,bir esyaya,bir insana baglamadan mutlu olmayi sadece kendisine baglayan insanlar mutlu.
Simdi herkes 1 dakikaligina gozunu kapatsin ve bir hayal kurun. Hayaliniz de hani taa gecmisten beri kimseye itiraf edemediginiz ama hayalini ara sira kurdugunuz bir meslek vardir yaa (mesela ben film artisti olmak ve Stephen Moyerle oynamak isterdim…ki asla olamayacagim) oysa ki suanda yaptiginiz is sebebiyle solmaya yuz tutan o gecmis zamanli hayal meslegi…hayalinizi hatirlayin….
……..






Evet gozleri actik ve avcunuzu kapatin ve orta parmaginizi havaya kaldirin, hayalinize dogru tutun
Iste mutluluk…

Thursday, 12 April 2012

“Bazen”lerimiz….

Zaman kavrami uc dilimden olusmustur bildiginiz uzere; gecmis zaman, simdiki zaman ve gelecek zaman. En basitinden ifade edersek; ya yasamissindir, yasiyorsundur ya da yasayacaksindir… ama bir de “Bazen”ler vardir. Bunlar, bu uc zaman diliminin icindeki kara delikler gibidirler. O “Bazen”ler, gecmisteki hissettigin duygunu sana simdikinde hatirlatir ve emin olarak bilirsin ki gelecekte de hatirlayacaksindir.

Iste, “Bazen” dediginiz anda duygularinizin zaman boyutunda yer degistirmissindir.

Bazen derin kara bir deligin icinde oldugumuzu hissederiz, gittikce cekiliyoruz sanki, belki o deligin en dibindeyiz de yukaridaki isiga bakinca kendimizi yakininda zannediyoruz. Bazen, bazen`e karisir ki asilmasi gereken tek engel kendimizmisiz megerse... Hikaye biz oluruz. Hikayeyi hep baska yerlerde, baska bedenlerde, gectigimiz yollardan geriye yuruyup ararken bir an gelir de farkederiz ki hikaye bastan bizmisiz. Biz….Sen…Ben

Bazen cigerini yirtana kadar bagirmak gelir ya icinden, agzini actigin anda hic bir ses cikaramazsin. Iste o cigligin, sessizliginin siddetine donusur, icine akar agir agir. Midenden asagi suzulur once, kanina gecer, damarlarindan vucudunun her noktasinda atar.

Hikayelerimiz cigliklarimizin icimize aktigi zamanda yazilmaya baslar.

Derin bir nefes cekmek istersin. O nefesinin icine bir “Hayat” koyarsin. Icine baska birinin hayatini da sigdirmaya calisirsin. Ask`la, Tutku`yla, Huzun, Ayrilik, Ihanet, Nefret, Intikam, Nese`yle suslersin. Kalb atisini, sicakligi hissedersin. Bazen yorulursun, durursun ve o cektigin derin nefesin agirligini tasiyamadigini hissedersin. Uflemek istiyorsundur artik. Dursun istersin hersey, oysa ki ihtiyacin olan sey sessizliktir.

Sessizligin asaletini ariyorsundur artik. Tek istedigin dinlenmektir.

Kül olana kadar batarsin bazen. Bile bile, hisse de hisse de batarsin. Bunu ister misin yoksa izin mi verirsin, bilemezsin. Ne hissettigini bilemezsin. Tekrar yaratirsin kendini, o kül parcalarini tekrar bedene cevirmek icin ugrasirsin.

Bazen herseyi bildigini sanirsin, bazen hicbir sey bilmedigini anlarsin.

Ne zaman kirlendigini hissetsen, bir yerlerde masumiyeti ararsin. Sarkilarda, yuzlerde, bedenlerde, ruhlarda, Icinde, kendinde… Ne zaman mahsumiyet arasak, bir cocugun gulusunde buluyoruz. Sonra kendini o cocukla ozdeslestirirsin, unuttugun ya da kaybettigin ve yahutta hala sakladigin masumiyetini hatirlarsin, bu seni hep uzmustur.

“Yalniz kalan” degil, “Yalnizligi secen” olmussundur.

Ve bazen "Bazen" dedigimizde anda kaybetmisizdir...



Thursday, 9 February 2012

Arayis


Arayislar…

Hayatimizin sonuna kadar bir turlu bitmek bilmeyen arayislarimiz..
Yeni dogmus bir bebek gibi misali annesinin memesini aramasi gibi…
Parktaki oyununda cocugun ilk yere dususunde annesini aramasi gibi
Yalnizliginizi paylasmak icin sevdiginizi aramaniz gibi
Peki ya bebek memeyi, cocuk annesini, insan sevdigini bulamayinca
O zaman ne yapariz?

Bazen oyle bir an gelir ki, O gun, O sabah, siz farkli uyanmissinizdir, bir seyler aramaniz gerekir ama kimi ya da neyi aradiginizi bilemezsiniz. Oturamazsiniz yeriniz de, yurursunuz sadece yurursunuz, akliniza gecen ‘Aradigim sey acaba karsima cikacak mi?’ Onunuzden gecen yuzlere bakarsiniz tanimaya calisisirsiniz. Gectiginiz yollara daha dikkatli bakarsiniz sanki yerde bir sey bulacaginizi zannedersiniz

Yasayan tum canlilarin fizyolojisine hayran kalmamak elde degil, her seyi yitirseler de bir tek, geriye Umut’larini koruyorlar.

O Umut’u alip kalbimizin en derin, en temiz, gozden irak yerinde koruyoruz ki hatta biz bile bozulmasin diye yerini unutuyoruz bazen… Bazen de aci hatiralarla, karamsarlikla kirletiyoruz bazen… ama o ki elmas misali ustunun karamsarlik komuruyle kirletsen de temizliyoruz bazen, gene kalbimizin en temiz kosesine koyuyoruz

Bir canlinin baska canliya en serefsiz saldirisi Umudunu calmayi calismasidir belki de..

Aradigimiz seyse Umut’tur aslinda..

O sabahin farkliligi, kendinde hissettigin farklilik, yollarda aradigin ve bulacagini dusundugun sey aslinda en bastan kalbinin unuttugun kosesindeki Umudundur.



Friday, 16 December 2011

Sessiz Ağıt

‘İnsanı, acılar olgunlaştırır.’ Derler, doğruymuş.

Neydi peki olgunluğun ölçüsü? Daha ne kadar gerekiyordu? Kaç acı, kaç hüzün, kaç yarım kalmışlık istiyordu bizden?

Çocukken canımız yandığında nasıl da bas bas bağırırdık, değil mi? Ne oldu peki? O günden bu güne ne değişti? Zaman, mekan, insanlar, amaçlar, hırslar, kibirler, duygular, korkular… Nasıl oldu da o gürültülü ağlayışlarımızın yerini sessizlik dökülen gözyaşlarına bıraktı?

Bazen öyle bir sessiz ağlarsın ki, kendin bile duyamazsın…

Ağız dolusu gülenlere gıpta ile bakarsın. Merak edersin ‘Ne zaman sen de onun kadar gülebileceğini?’

Bazen şu insanların haline çok acıyorum…

Bazen asıl kendime çok acıyorum…

Hayat dediğimiz şey, yarım kalmışlıklarını biriktirerek bir bütün yapmaya çalışmakla geçiyor, mutluluğu onun içinde sanıyoruz, aramaya başlıyoruz. Hepimiz, bu hayatın suskun kahramanlarıyız.

Bazen hatırlarsın, hayatında hiç yer alamayan insanları düşündükçe, çünkü bir başkası, O’nu elinden almıştır yıllar önce… O'nu düşünürsün, üzerine hayaller yazarsın. Hep aynı hayali kurarsın sonra sadece ağlarsın…

O’nu tanıma fırsatı hiç eline verilmediği için…

Hayalinin asla gerceklesemeyecegıne…

Bir yabancı, O eşsiz insanı öldürdüğü için…

Olgunluk acıyı seviyor, yalnızca ondan güç alıyor…


Sunday, 13 November 2011

BABA

Bir iskelenin basindaydim korku icinde. Belki de hayatta en cok ozendigim sey; denize, havuza baliklama atlayalarak giren insanlardi.

O iskelenin basinda, yanimda biri daha vardi. Elimi tutuyordu. Babam… bana baliklama atlamayi ogretecekti. Saniyeler, dakikalara, dakikalar saate donusuyordu ve ben hala cok korkuyordum. Babam hala yanimda ve elimi tutuyor… ve sonra beni cekti ve cigligimla ucurum gibi gorunen suya atladik…

Uzun zamandir babami anlatacak kelimeler ariyordum ama yanina koydugum kelimleri onun kadar degerli bulamiyordum. Biraz da endiseliydim, ya babami yazamazsam diye. Bu yazi size siradan gelen ama benim icin dunyanin en degerli varligi olan babamin, anilarimizla suslu hikayesi olacak.

Ne kadar da basitmis aslinda baliklama atlamak, yillarca korkmak ondan. Su zamana kadar baska olan korkularimda da yine elimden tuttu ve baliklama ustune atladik beraberce. Zorluklari, yanlislarimi birlikte el tutusarak, ustune baliklama atladik. Onun sayesinde, “Evet yapabilirim, hicbir sey imkansiz degil” felsefesine inandim.

Dunya`nin neresinde olursam olayim, O, elimi hep tutuyor aslinda. Biraktigini dusundugum zamanlarda bile hep tutuyordu.

4 yasindaydim, bir gun tek basima parka gittim o yillarda kardesim dogmustu ve artik beni parka goturecek annem yoktu. Gittim, oynadim ve donus yolunu bilsem de hangi kat, kapi numarasi kac? nerden bilebilirdim ki! Gene cok korkmustum karanlik bir apartmanin icinde oradan oraya yuruyordum . En sonunda merdivenin bir basamagina oturdum. Kafamda bir suru soru “ya evimi bulamazsam, ya annemle babami sonsuza kadar kaybedersem”. Sonra bir kapi acildi onumde, iceriden gelen isik, o karanlikla savasti ve yendi. Beni elleriyle kavrayip cekti karanliktan, gene babamdi O.

Cocuklugumda, babamin baska cocuklari sevmesine tahammul edemezdim. Hatta simdi bile…

Icinde inanilmaz bir insan-hayvan-doga sevgisi olan baska bi insan tanimadim. Agaclari cok sever, her yasadigi yere mutlaka bir kac cesit agac diker, sanki onun dogaya imzasi gibiydiler. Meyvesini herkesle paylasir. Annesi olmayan yavru hayvanlara daha bir duskundur, kendi felsefesince onlari egitir.

Evinize daha ilk gun getirdiginiz bir kusu elinize alabilir misiniz? Alamazsiniz..bosuna dusunmeyin. Size gelmez daha alisik olmadigi icin. Ama babam aldi, gozumun onunde… bakti, gulumsedi “Canim” dedi, uzatti elini ve kus eline geldi. Oysa ki daha 2 dakika bile olmamisti tanismalari…

Uslanmaz bir romantiktir. annem ile babam arasinda gordugum en guzel sey neydi diye sorarsaniz eger, derim ki, onlar birbirinin mukemmeliydiler.

Okudugum bir yazida diyordu ki “Babanizi kaybetmek, Savas`ta komutansiz kalmaya benzer”. Ne kadar dogru demis, kim demis ise… silah arkadasin, komutanin, baban…ona gore hazirlanmalisin onsuzluga su hayatta.

Guc timsalimdir. Babalar aglamaz, hep dik durur degil midir aslinda. Onlar da aglarmis biz gormeden, onlara da umutsuzluk yuku cokermis bazen. Su kahpe dunyada herseye katlanirim da babamin sesindeki umutsuzlugu duymaya asla…

Ne kadar buyuseniz de, oturursunuz karsisina hala cocuk olasiniz gelir, nefes almadan konusmak istersiniz “baba beni parka gotur” demek gelir icinizden. Bir anlik ani`nin resmini dusunur, gozunuz asagi suzulur. Kaldirirsiniz onun gozlerinde de ararsiniz, dilinizin ucuna gelen sey “Sen meraklanma babacigim, buyudum artik” demek olur, oysa ki buyumekten nefret etmissiniz.

Silah arkadasim, savas komutanim, ogretmenim, arkadasim …
Elimi hic birakma…
Baba…

Thursday, 20 October 2011

Okul kafeteryalari

Okul kafeteryalari, insan hayatinda ucuncu onem tasiyan mekandir. Gozlerimizi Ilk yuvamizda , ana kucaginda acariz. Sonra bir gun seni alirlar ve bir okula gotururler, gozune kestirdikleri ilk bos siraya oturturlar. Basini oksayip “artik okullu oldun” derler. Sen daha anlamadan arkalarini donup giderler. Bakarsin etrafina anlarsin evinden artik cok uzaktasin…sonra zil calar, kantine gidersin

Okul kafeteryalari, insanlari zorunluluklardan siyirir,ozgur birakir. Bir arkadasinizin selami daha samimidir, cunku icinden geldigi gibi davranir. Okul kafeteryalarinda asik olursun, askini itiraf edersin. Ilk randevuna orada baslarsin. Iliski, orada yeserir ya da bitirirsin. Oturursun en kosesine izlersin insanlari gun be gun.. asklarini, huzunlerini, kizginliklari, gururlarini, utanclarini…

Ilk kumara orada baslarsin. Batak atarsin, okey acarsin,bilardo,dart,langirt… ilk sigarani orada icersin. Kendi egonu orada yaratirsin. Kendini tanirsin, tanitirsin. Hoslandigin arkadasinla cinsellik paydasini ilk orada kaynastirirsin. Romantik muzikleri daha bi romantik gelir kulagina, o da benim gibi mi hissediyor diye bakarsin gozunun icine…

Ortak paydamiz, tek mekanimiz..Boyledir okul kafeteryalari, kimseler farkedemez icinde ne anilar ne duygular tasidigini. Ne kadar da onemliymis aslinda… neymis o zaman cikista ne mi yapiyoruz “café`de bulusalim” ok?

Thursday, 4 August 2011

Sevgili

Canimi en cok yakan sey,
Seni omrumun sonuna kadar unutamayacak olmam degil,
Asil bir gun seni unutacak olmam.
Once yavas yavas yuzun sonra anilar silinecek …
Sonra adin…
Ve bir gun gelecek ki,
Seni hic tanimamis gibi olacagim.
Kalbimdeki acinin yerini bir baskasi dolduracak,
Oysa ki kalbimde kanayan bir yara olmani istiyorum.
Sonsuz ol diye...

Tuesday, 26 July 2011

Uzaktasindir

Uzaktasindir...
Insan uzaktayken daha iyi taklit yaptigini bilir misiniz? Bir telefon gelir uzak oldugunuz yerden, sorar sana “Nasilsin?” diye, “iyiyim” dersin o ses tonuna heyecan katmaya calisirsin ki uzak oldugun yer suphelenmesin. Hep guzel seyler anlatirsin onlara, senle gurur duysunlar istersin. Dedim ya insan uzaktayken daha iyi taklit yapar.
Degisirsin uzaktayken...
Daha sessizlesirsin, daha dogrusu sen hep konusuyorsundur aslinda ama kimse duymuyordur. Farkedersin ki hep icinden konusmussun. Kendindeki degisimleri farkedersin, olgunlastigini hissedersin. Hem gurur duyarsin hem de huzun. Cunku buyumekten korkmussundur hep, cocukluga bir daha donemeyecek olmana.
Guclenirsin uzaktayken...
Elinde yalnizca bir cekic sabirla zorluk kayalarini parcalamaya calisirsin. Ilki her zaman zordur ama alisirsin. Alismak, guclenmenin oteki yuzudur aslinda.
Zayiflarsin uzaktayken...
Ilgi bekleyen simarik cocuga donusmek istersin ama korkarsin suclanmaktan, sen de kilifi degistirirsin, arkadas canlisi gibi gorunursun.
Gunluk hayaller artik seni terkeder; aslinda coktan sen terketmissindir onceden, hep iki adim sonrasini dusunmekten. Gelecegin hayalini cagirirsin ama tam gostermez kendini, guvenmez sana, ihanet etmistin bir kere bugunun hayaline.
Icinde olum olan duygusal filmlere tahammul edemezsin. Zaten yeterince kayibin vardir hayatinda.
Gunes acsin istemezsin artik. Yagmur seni rahatlatmaya baslar.
En son yazmaya baslarsin, yazarsin plan yapmadan icinden geldigi gibi. Icindeki sessiz cigligi susturdugunu farkedersin. Ve bir sonraki yaziya kadar hep ayni dongude savrulursun.
Herseye ragmen hic birseyin gucu, sendeki umudu almaya yetmez. Saklarsin onu, kendine bile zor gosterirsin, kirlensin istemezsin. Hayal kirikliklarin kirletir onu bazen. Tekrar temizlersin. Ve tekrar saklarsin icinde bir yerlerde. Farkedersin ki yasama sebebin, Umudun olmustur.

Saturday, 9 July 2011

Bedel

Sordum Olric`e “Ayni anda kac bedel odeyebiliriz Olric?”




Dedi ki “Odenir…Herseyin bedeli odenir; ictigin suyun, soludugun havanin bile, hic yasayamadigin baska hayatlarin, olamadigin baska kimliklerin..."




"Peki ya Ask`in… Ask`in bedeli de odenir mi?




"Odenir .. O da odenir lakin bir Ask `i kalsin, son nefesinde hayatina soyle bir selam ederken, aslinda sadece Ask`tan varoldugunu anliyacaksin donde de ki “ YASADIM ”…