Sunday, 5 August 2012

Sus

Kalktim. Giyindim. Ciktim. Vardim. Oturdum. Dinledim. Kalktim. Yurudum. Girdim. Oturdum. Duydum. Baktim. Gordum. 


Seni gordum. Kalktim. Yurudum. Geldim. Konustum. Dinledin. Oturdum. Konustum. Dinledin. Konustun. Dinledim. Sustum. Sustun. Kalktim. Gittim. Aradim. Actin. Geldim. Bekledim. Geldin. Konustum. Konustun. Guldum. Guldun. Gulduk. Sustum. Sustun. Sustuk.


Sustuk. Sustuk. Sustuk. Gittim. Gittin. Bekledim. Gelmedin. Beklemedim. Terkettin. Ozledim. Karsilastik. Sustum. Sustun. Sustuk. Sustuk. Sustuk. Sustuk….


 Sen ve ben hep sustuk…sustuk...sustuk...

Saturday, 4 August 2012

3. Cogullar


Metroya iner inmez  tren hemen gelirse  kendimi  o gün bitene kadar sanslı hissediyorum. Gitsem sayısal oynasam yada piyango bileti ceksem sanki o gün bana vuracak. Trene beklemeden binmek ve hemen bos yer bulmak, bu bir mucize olmaliydi. Cantamdaki kitaplarin agirliginin hissettirdigi amele yorgunlugu vardı üzerimde. Oturuyorum, ayakta duranlara şöyle piç bir gülümseme atiyorum "yeri kaptim" dercesine. Her zamanki rituelim kitabimi aciyorum yanina da "Bethoween`in 7. senfonisi  iyi gidiyor"  düsünerek kulakliklarimi takiyorum. Nedensiz tad alamiyorum kitaptan, kapatiyorum.


Onlari duyuyorum. Kaldiriyorum basimi, devirdim gozlerimi, gozümün onündeler. Her yerdeler ve cok kalabalıklar…Cok konusuyorlar.Hep konusuyorlar Susmuyorlar. Muzik cabalıyor, onlara meydan okuyor ama faydasız, müzigin bile arasından sızıyorlar. Hala duyuyorum. Sonra merak ediyorum…Bu kadar anlatacak neleri var diye. Tren bile dayanamiyor artik, O da dile geliyor her duragi tek tek saymaya basliyor. Sanki onlar costukca ben kaybediyorum, sanki enerjimi onlar kullanıyor, o kadar fevri harcıyorlar ki. 
Her yerdeler ve cok kalabalıklar..


Iclerinden biriyle goz goze geliyorum, en kücükleri, bir kiz, gülümsüyor bana. Neden gülümsüyor ki oysa ben gülümsemek istemiyorum. Dünya`da ki o anda BEN gülümsemek istemiyorum işte.Hatta degil yalnız o an, bütün gün gülümsemeyecegim işte. Bugünü kendime “Dünya Gülümsememe Günü” ilan ediyorum. Gülmüyorum cünkü bu sabah saatlerinde firmamızın gülümseme müdürü ani bir kalp kriziyle hayata veda etti. Cenaze sebebiyle müsterilerimiz bugün ki hizmetten faydalanamıyor. Gelen telefonlari Izdirap, Agit, Aglama, Suskun hal, Somurtma servislerine yonlendiriyoruz. Birkac güne yerine birini atarlar. 

Bir cocuk ablasinin kucaginda uyuyor. Sanki o an, dünyanin en guzel manzarasina bakiyormuşum gibi hissediyorum. Kardesim de boyle uyur diye düsünüyorum. Belki de dünyadaki bütün kardesler hep oyle uyuyor ve benim kardesim dünyadaki bütün kardeslere benziyordu o anda. Ama nedensiz nefret ettim, nefret ettim iste onlardan, cünkü her bakisim da ablanin kardesini oksadigi gordukce  acaba kardesime iyi ablalik yapabildim mi? diye düsünmeme sebep oluyorlar. Digerlerinden de nefret ediyorum alisverise giden anneler ve kizlarindan, neden o gün benim gittigim dükkana geliyorlar ki baska gün mü kalmadi sanki. Yanindan gecen adamin üzerinden yayilan eski sevgilinin parfümü. Gecmisin kelebek etkileri bunlar. Hep kovaliyorlar. Cok sacma yerlerde bekliyorlar. 
Her yerdeler ve cok kalabaliklar…


Evime siginmaliyim. Oraya gelemezler. Ne Onlar, ne o ablayla kardeş, ne o anne ile kizi ne de o parfümlü adam. Biraz daha hizli yürüsem hemen varicam ama sirtimdaki yük beni yavaslatiyor. Yeşil cayin hayalini kuruyorum, sicak sicak, her yudum bir arinma gibi sanki. Gider gitmez dus almaliyim diyorum, üzerime yapisan konusmalar, gülümsemeler, bakislar, kokular anca oyle kurtulurum. Atmalıyım onlari üzerimden. 
Her yerdeler ve cok kalabaliklar…