Kalktim. Giyindim. Ciktim. Vardim. Oturdum. Dinledim. Kalktim. Yurudum. Girdim. Oturdum. Duydum. Baktim. Gordum.
Seni gordum. Kalktim. Yurudum. Geldim. Konustum. Dinledin. Oturdum. Konustum. Dinledin. Konustun. Dinledim. Sustum. Sustun. Kalktim. Gittim. Aradim. Actin. Geldim. Bekledim. Geldin. Konustum. Konustun. Guldum. Guldun. Gulduk. Sustum. Sustun. Sustuk.
Sustuk. Sustuk. Sustuk. Gittim. Gittin. Bekledim. Gelmedin. Beklemedim. Terkettin. Ozledim. Karsilastik. Sustum. Sustun. Sustuk. Sustuk. Sustuk. Sustuk….
Sen ve ben hep sustuk…sustuk...sustuk...
Özgürlüğü elinde olan tek çiçektir Gelincik.Onu,saksıda yetiştiremezsiniz.Ya da yerinden ayırıp da yaşatamazsınız.Üç günlüktür ömrü. Özgürce üç gün..Japonlar şöyle der; ‘ Gelincik, insan ömrü gibidir.Dünü vardır.Yaşamıstır.Bugünü vardır.Yaşıyordur.Ama yarını belli değildir. l.Dünya Savaşı’nın sembollerindendir.Bir bölgede çok asker ölürse orada gelincik çiçeğinin biteceğine inanılır.Bizde ki ismiyle geleneksel Türk gelinliklerinin kırmızı olmasından gelir.Küçük birer gelin olarak görülürler
Sunday, 5 August 2012
Saturday, 4 August 2012
3. Cogullar
Metroya iner inmez tren hemen gelirse kendimi o gün bitene kadar sanslı hissediyorum. Gitsem sayısal oynasam yada piyango bileti ceksem sanki o gün bana vuracak. Trene beklemeden binmek ve hemen bos yer bulmak, bu bir mucize
olmaliydi. Cantamdaki kitaplarin agirliginin hissettirdigi amele yorgunlugu vardı üzerimde. Oturuyorum, ayakta duranlara şöyle piç bir gülümseme atiyorum "yeri kaptim" dercesine. Her zamanki rituelim kitabimi aciyorum yanina da "Bethoween`in 7. senfonisi iyi gidiyor" düsünerek kulakliklarimi takiyorum. Nedensiz tad
alamiyorum kitaptan, kapatiyorum.
Onlari duyuyorum. Kaldiriyorum basimi, devirdim gozlerimi, gozümün
onündeler. Her yerdeler ve cok kalabalıklar…Cok konusuyorlar.Hep konusuyorlar
Susmuyorlar. Muzik cabalıyor, onlara meydan okuyor ama faydasız, müzigin bile
arasından sızıyorlar. Hala duyuyorum. Sonra merak ediyorum…Bu kadar anlatacak
neleri var diye. Tren bile dayanamiyor artik, O da dile geliyor her duragi tek tek
saymaya basliyor. Sanki onlar costukca ben kaybediyorum, sanki enerjimi onlar
kullanıyor, o kadar fevri harcıyorlar ki.
Her yerdeler ve cok kalabalıklar..
Iclerinden biriyle goz goze geliyorum, en kücükleri, bir kiz, gülümsüyor bana.
Neden gülümsüyor ki oysa ben gülümsemek istemiyorum. Dünya`da ki o anda BEN gülümsemek istemiyorum işte.Hatta degil yalnız o an, bütün gün
gülümsemeyecegim işte. Bugünü kendime “Dünya Gülümsememe Günü” ilan ediyorum. Gülmüyorum
cünkü bu sabah saatlerinde firmamızın gülümseme müdürü ani bir kalp kriziyle
hayata veda etti. Cenaze sebebiyle müsterilerimiz bugün ki hizmetten
faydalanamıyor. Gelen telefonlari Izdirap, Agit, Aglama, Suskun hal, Somurtma
servislerine yonlendiriyoruz. Birkac güne yerine birini atarlar.
Bir cocuk ablasinin kucaginda uyuyor. Sanki o an, dünyanin
en guzel manzarasina bakiyormuşum gibi hissediyorum. Kardesim de boyle uyur diye düsünüyorum. Belki de dünyadaki bütün kardesler hep oyle uyuyor ve benim
kardesim dünyadaki bütün kardeslere benziyordu o anda. Ama nedensiz nefret
ettim, nefret ettim iste onlardan, cünkü her bakisim da ablanin kardesini oksadigi gordukce acaba kardesime iyi ablalik yapabildim mi?
diye düsünmeme sebep oluyorlar. Digerlerinden de nefret ediyorum alisverise
giden anneler ve kizlarindan, neden o gün benim gittigim dükkana geliyorlar ki
baska gün mü kalmadi sanki. Yanindan gecen adamin üzerinden yayilan eski
sevgilinin parfümü. Gecmisin kelebek etkileri bunlar. Hep kovaliyorlar. Cok sacma yerlerde bekliyorlar.
Her yerdeler
ve cok kalabaliklar…
Evime siginmaliyim. Oraya gelemezler. Ne Onlar, ne o ablayla
kardeş, ne o anne ile kizi ne de o parfümlü adam. Biraz daha hizli yürüsem
hemen varicam ama sirtimdaki yük beni yavaslatiyor. Yeşil cayin hayalini
kuruyorum, sicak sicak, her yudum bir arinma gibi sanki. Gider gitmez dus almaliyim diyorum, üzerime yapisan konusmalar, gülümsemeler, bakislar, kokular anca oyle kurtulurum. Atmalıyım onlari üzerimden.
Her yerdeler ve cok kalabaliklar…
Subscribe to:
Posts (Atom)