Thursday, 9 February 2012

Arayis


Arayislar…

Hayatimizin sonuna kadar bir turlu bitmek bilmeyen arayislarimiz..
Yeni dogmus bir bebek gibi misali annesinin memesini aramasi gibi…
Parktaki oyununda cocugun ilk yere dususunde annesini aramasi gibi
Yalnizliginizi paylasmak icin sevdiginizi aramaniz gibi
Peki ya bebek memeyi, cocuk annesini, insan sevdigini bulamayinca
O zaman ne yapariz?

Bazen oyle bir an gelir ki, O gun, O sabah, siz farkli uyanmissinizdir, bir seyler aramaniz gerekir ama kimi ya da neyi aradiginizi bilemezsiniz. Oturamazsiniz yeriniz de, yurursunuz sadece yurursunuz, akliniza gecen ‘Aradigim sey acaba karsima cikacak mi?’ Onunuzden gecen yuzlere bakarsiniz tanimaya calisisirsiniz. Gectiginiz yollara daha dikkatli bakarsiniz sanki yerde bir sey bulacaginizi zannedersiniz

Yasayan tum canlilarin fizyolojisine hayran kalmamak elde degil, her seyi yitirseler de bir tek, geriye Umut’larini koruyorlar.

O Umut’u alip kalbimizin en derin, en temiz, gozden irak yerinde koruyoruz ki hatta biz bile bozulmasin diye yerini unutuyoruz bazen… Bazen de aci hatiralarla, karamsarlikla kirletiyoruz bazen… ama o ki elmas misali ustunun karamsarlik komuruyle kirletsen de temizliyoruz bazen, gene kalbimizin en temiz kosesine koyuyoruz

Bir canlinin baska canliya en serefsiz saldirisi Umudunu calmayi calismasidir belki de..

Aradigimiz seyse Umut’tur aslinda..

O sabahin farkliligi, kendinde hissettigin farklilik, yollarda aradigin ve bulacagini dusundugun sey aslinda en bastan kalbinin unuttugun kosesindeki Umudundur.