Thursday, 15 August 2013

Dune, bugune, yarina kendime not






Insan ancak yalniz kalinca yazabiliyor. Ruhum yazmaya ac ama yalniz degilim...




Wednesday, 5 June 2013

Direnis neleri degistirdi?


Kucuklugum de takim tutma ozentisi icinde sadece Fenerbahce`yi kendime yakin bulmus olup  Besiktas ve Galatasaray takimina, taraftarlarina ve ruhuna  o derece uzakta olurken Carsi grubunun dozerle TOMA kovalamasina, uzerinden gecen helikoptere bakip arkasindakilere sorarak “Aranizda helikopter kullanmasini bilen var mi?” sorusundaki ozguvenine, mucadelecigine hayran kalarak, Carsi ruhunu hissettim.

Polis tarafindan yakalanan 40 civari Fenerbahceli `yi kurtaran 400 Galatasarayli taraftari gordum. Demek ki biz sadece tribunde karsi karsiyayiz direniste yan yanayiz mesajini gordum.

Izmirli olarak yedi cihan bir araya gelse yanyana koyamacaginiz Karsiyaka-Goztepe taraftarini onumde omuz omuza gordum. (Bilmeyen icin,Karsiyaka-Goztepe deplansmanlari Galatasaray-Fenerbahce`kine benzemez)

Mhp lideri Devlet Bahceli bir aciklama yapti dedi ki “Bizi meydanlarda goremeyeceksiniz”  abarttigimi sanabilirsiniz ama benim oldugum eylem yerlerinde ciddi bir cogunluk Mhp`li vatandaslarimiz vardi. Artik onlara  eskisinden daha dikkatli ve saygili bakmaktayim.

AKP`yi destekleyen arkadaslarimin da bizden korktugunu, direnisimizin amacini bizim onlari yok etmek istedigimizi dusundugunu hissettim. Ama biz sadece Ozgurlugumuzu hatta sizin ozgurlugunuz icin de mucadele ettigimizi anlamasini istiyoruz.  Benim tarafimdan senin canini yakacak bir sey varsa mucadelene yardim ederim ama benim canim yandigi zaman sen de benim icin mucadele et demek istiyorum. bu kimseyi asimile etme direnisi degildir, bu herkes kendi hakkini savunabilsin, gereken yerinde sesini cikarabilsin, kimligini ortaya koyabilecegi, hakkini savunabilecegi Cumhuriyet temelli bir direnis oldugunu anlasin. Neden Cumhuriyet`ten bu kadar korkuyorsunuz?

Annemin gozundeki o icler acisi korkuyu gordum. Korktugu sey ise Polislerdi. Her eyleme giderken arkamda ceset gibi birakmanin vicdan azabindayim. Insanin annesiyle-devrim arasindaki o ince cizginin ustunde gidip geldim gunlerce (belki klise diceksiniz ama benim kadar hissedemeyebilirsiniz)

Muhafazakar kesimin kendi capimda beyin yapisiyla ilgili hipotezler olusturdum. Mesela, beyinlerindeki  muhakeme, karsilastirma, oz-elestirme yapma bolumlerini kapattigina o bolgeleri hic calistirmadiklari gibi surekli cevresinden dolanip nereden nasil bahaneyle hakli cikabilirim politikasinda olduklarini gordum.
Ama ote yandan ayni muhafazakar kesimin icinde Akp`ye direnis gosteren insanlari gordukce “ben rahat yasayacagim diye baskalarinin aci cekmesine izin veremem” diyen insanlar onlar benim kahramanlarim oldu.

Eminim herkes ilk defa uykusuzluk cekmekten memnun olup en ufak yorgunluk hissetmiyordur. Enerjinin nereden geldigini biliyoruz.

Hayatimda hic Kurt, terorist yakistirmalarina karsi kimlik kazanma eylemlerinde bulunmadim. Bulunanlari da onlar kadar anlayamadim. Ancak hukumete karsi simdi bizler kimlik mucadelesi veriyoruz ya iste simdi biraz onlarin davasini hissedebilmis olmayi farkettim
.
“Siz neredeydiniz, niye o zaman da sesiniz cikmadi” gibi sozlerle sidik yaristirmaya gerek yok ben de onlara ornek vere vere sordum “siz neredeydiniz, neden sesiniz cikmadi?” hic bir cevap alamadim Artik “simdi buradayim. Bundan sonra da elimden geldigince olacagima soz veriyorum, peki sen de yanimda misin bundan boyle beraber sesimizi cikarmaya soz veriyor musun?” diye sormak istiyorum.

Ben hic namaz kilmadim, oruc tutmadim, Hacca gitmeyi dusunmuyorum. Sadece Toprak Ana`ya agaca,cicege, ekine,hayvana ibadet ederim.  Ama sen namaz kilan, oruc tutan, Hacca giden  sana sonsuz saygi duyuyorum. Senden tek istegim benim namus bekciligimi yapma? Ne giyecegime, ne icecegime, benim vucudumla ilgili kararlarima (kurtaj) lutfen karisma!! Ben cani degilim icimde buyuyen bir canliyi oldurecek kadar, ama benim sagligim bile degil, dogacak bebegimin hayati, sagligi bunu gerektiriyorsa kurtajimi  yaparim.

Kimi desteklersen destekle, istersen Ak partiye gene oyunu ver, benim sana saygim degismeyecek ama senden tek bir istegim var “Mustafa Kemal olmasaydi bugun nerede olurduk, onu dusun ve O`na ve silah arkadaslarina hakettigi degeri ve saygiyi goster, onu karalayanlara sen de sesini cikar”


Hepimiz bir onceki kusaktan daha ileriyiz. Anne-babalarimizin bir adim otesinde tahsilli olup onlarin gecmisteki anlasmazligina, biz uzlasmaci olalim. Cunku gelecek, BIZLERIZ VE BIZIM COCUKLARIMIZ. Artik bu sahnenin aktorleri biziz, bir ortada bulusalim. HERKES BIR ADIM ONE CIKSIN…






Sunday, 5 August 2012

Sus

Kalktim. Giyindim. Ciktim. Vardim. Oturdum. Dinledim. Kalktim. Yurudum. Girdim. Oturdum. Duydum. Baktim. Gordum. 


Seni gordum. Kalktim. Yurudum. Geldim. Konustum. Dinledin. Oturdum. Konustum. Dinledin. Konustun. Dinledim. Sustum. Sustun. Kalktim. Gittim. Aradim. Actin. Geldim. Bekledim. Geldin. Konustum. Konustun. Guldum. Guldun. Gulduk. Sustum. Sustun. Sustuk.


Sustuk. Sustuk. Sustuk. Gittim. Gittin. Bekledim. Gelmedin. Beklemedim. Terkettin. Ozledim. Karsilastik. Sustum. Sustun. Sustuk. Sustuk. Sustuk. Sustuk….


 Sen ve ben hep sustuk…sustuk...sustuk...

Saturday, 4 August 2012

3. Cogullar


Metroya iner inmez  tren hemen gelirse  kendimi  o gün bitene kadar sanslı hissediyorum. Gitsem sayısal oynasam yada piyango bileti ceksem sanki o gün bana vuracak. Trene beklemeden binmek ve hemen bos yer bulmak, bu bir mucize olmaliydi. Cantamdaki kitaplarin agirliginin hissettirdigi amele yorgunlugu vardı üzerimde. Oturuyorum, ayakta duranlara şöyle piç bir gülümseme atiyorum "yeri kaptim" dercesine. Her zamanki rituelim kitabimi aciyorum yanina da "Bethoween`in 7. senfonisi  iyi gidiyor"  düsünerek kulakliklarimi takiyorum. Nedensiz tad alamiyorum kitaptan, kapatiyorum.


Onlari duyuyorum. Kaldiriyorum basimi, devirdim gozlerimi, gozümün onündeler. Her yerdeler ve cok kalabalıklar…Cok konusuyorlar.Hep konusuyorlar Susmuyorlar. Muzik cabalıyor, onlara meydan okuyor ama faydasız, müzigin bile arasından sızıyorlar. Hala duyuyorum. Sonra merak ediyorum…Bu kadar anlatacak neleri var diye. Tren bile dayanamiyor artik, O da dile geliyor her duragi tek tek saymaya basliyor. Sanki onlar costukca ben kaybediyorum, sanki enerjimi onlar kullanıyor, o kadar fevri harcıyorlar ki. 
Her yerdeler ve cok kalabalıklar..


Iclerinden biriyle goz goze geliyorum, en kücükleri, bir kiz, gülümsüyor bana. Neden gülümsüyor ki oysa ben gülümsemek istemiyorum. Dünya`da ki o anda BEN gülümsemek istemiyorum işte.Hatta degil yalnız o an, bütün gün gülümsemeyecegim işte. Bugünü kendime “Dünya Gülümsememe Günü” ilan ediyorum. Gülmüyorum cünkü bu sabah saatlerinde firmamızın gülümseme müdürü ani bir kalp kriziyle hayata veda etti. Cenaze sebebiyle müsterilerimiz bugün ki hizmetten faydalanamıyor. Gelen telefonlari Izdirap, Agit, Aglama, Suskun hal, Somurtma servislerine yonlendiriyoruz. Birkac güne yerine birini atarlar. 

Bir cocuk ablasinin kucaginda uyuyor. Sanki o an, dünyanin en guzel manzarasina bakiyormuşum gibi hissediyorum. Kardesim de boyle uyur diye düsünüyorum. Belki de dünyadaki bütün kardesler hep oyle uyuyor ve benim kardesim dünyadaki bütün kardeslere benziyordu o anda. Ama nedensiz nefret ettim, nefret ettim iste onlardan, cünkü her bakisim da ablanin kardesini oksadigi gordukce  acaba kardesime iyi ablalik yapabildim mi? diye düsünmeme sebep oluyorlar. Digerlerinden de nefret ediyorum alisverise giden anneler ve kizlarindan, neden o gün benim gittigim dükkana geliyorlar ki baska gün mü kalmadi sanki. Yanindan gecen adamin üzerinden yayilan eski sevgilinin parfümü. Gecmisin kelebek etkileri bunlar. Hep kovaliyorlar. Cok sacma yerlerde bekliyorlar. 
Her yerdeler ve cok kalabaliklar…


Evime siginmaliyim. Oraya gelemezler. Ne Onlar, ne o ablayla kardeş, ne o anne ile kizi ne de o parfümlü adam. Biraz daha hizli yürüsem hemen varicam ama sirtimdaki yük beni yavaslatiyor. Yeşil cayin hayalini kuruyorum, sicak sicak, her yudum bir arinma gibi sanki. Gider gitmez dus almaliyim diyorum, üzerime yapisan konusmalar, gülümsemeler, bakislar, kokular anca oyle kurtulurum. Atmalıyım onlari üzerimden. 
Her yerdeler ve cok kalabaliklar…



Friday, 29 June 2012

M=Mutluluk , Mezar

Her gun ders calismak icin gittigim kutuphanenin yaninda eski bir mezarlik var, tarihi eser sebebiyle yikilmasina izin verilmemis.  Ustundeki yillara baktim hepsi 1800 kusur yillarinda yapilmis. Calisma masamin yanindaki pencere direk mezar manzarali, cok mizahi sanki! mezar manzarali calisma masam.
Onundeki dersin stresinden arada bir kafami kaldirip mezarligi gormek icin uzatiyorum. O manzara beni celiskilerin icine atiyor tabi bu kadar deep down dusunce yogunlugu sonunda “hayati bu kadar ciddiye almayin,nasil olsa icinden canli cikamayacagiz, aha! karsindaki manzaraya bak”`a baglaniyor.
Ne kadar,ne kadar cok hayaller kuruyoruz,umutlar, taze baslangiclar, yeniden yeniden filizlenen duygular
Ne kadar,ne kadar cok hayal kirikliklari yasiyoruz, basarisizliklar, yeniden baslamalar, korelen duygular
Mesela Ask, ne kadar cok feragat ediyoruz ondan. Oysa ki herkes asik olmak istiyor. Gercek aski istiyor hani icini titreten, urperten geceleri uyku tutturmayan evet bunu herkes istiyor,hadi ama cool`lugu birakin azicik da bari kendinize durust olun. Asktan askta kosan da, basini kadirmadan asosyal inek tipli biri de herkes Aski hep ariyor.
Bugune kadar sansli bir hayat yasadim hala daha yasiyorum, cunku en yakinimdan kimseleri kaybetmedim. Hicbir sonsuz ayrilik acisi yasamadim ama biliyorum ki bu da sonsuza kadar gitmeyecek tek tek herkesi kaybetmeye baslayacagim. Bazen cok sevdigim birini kaybetmis gibi uzuluyorum,agliyorum. Belki de amacim olacak hadisenin onceden gozyaslarini dokmek ki gercek zamaninda guclu goruneyim,belki de sadece aglamak istedigim icin, belki  sadece mazosisttim.
Gercek mutluluk icimizde aslinda, biliyor musunuz?  Ne klise bir laf ama gercekten oyle. En cok neye guluyorum aslinda Ingilteredeki Turkler, Turkiye`deki insanlara ozeniyor,onlarin daha mutlu oldugunu dusunuyor, Turkiye`dekilerse , ingilteredeki insanlarin daha mutlu yasadigini dusunuyor. Kisaca icimden gecen “Bullshit” kimse nerede,nasil, ne sartlarda olursa olsun mutlu degil. Mutlu insanlar, sadece mutlulugun sirrini cozmus olanlar onu bir yere,bir esyaya,bir insana baglamadan mutlu olmayi sadece kendisine baglayan insanlar mutlu.
Simdi herkes 1 dakikaligina gozunu kapatsin ve bir hayal kurun. Hayaliniz de hani taa gecmisten beri kimseye itiraf edemediginiz ama hayalini ara sira kurdugunuz bir meslek vardir yaa (mesela ben film artisti olmak ve Stephen Moyerle oynamak isterdim…ki asla olamayacagim) oysa ki suanda yaptiginiz is sebebiyle solmaya yuz tutan o gecmis zamanli hayal meslegi…hayalinizi hatirlayin….
……..






Evet gozleri actik ve avcunuzu kapatin ve orta parmaginizi havaya kaldirin, hayalinize dogru tutun
Iste mutluluk…

Thursday, 12 April 2012

“Bazen”lerimiz….

Zaman kavrami uc dilimden olusmustur bildiginiz uzere; gecmis zaman, simdiki zaman ve gelecek zaman. En basitinden ifade edersek; ya yasamissindir, yasiyorsundur ya da yasayacaksindir… ama bir de “Bazen”ler vardir. Bunlar, bu uc zaman diliminin icindeki kara delikler gibidirler. O “Bazen”ler, gecmisteki hissettigin duygunu sana simdikinde hatirlatir ve emin olarak bilirsin ki gelecekte de hatirlayacaksindir.

Iste, “Bazen” dediginiz anda duygularinizin zaman boyutunda yer degistirmissindir.

Bazen derin kara bir deligin icinde oldugumuzu hissederiz, gittikce cekiliyoruz sanki, belki o deligin en dibindeyiz de yukaridaki isiga bakinca kendimizi yakininda zannediyoruz. Bazen, bazen`e karisir ki asilmasi gereken tek engel kendimizmisiz megerse... Hikaye biz oluruz. Hikayeyi hep baska yerlerde, baska bedenlerde, gectigimiz yollardan geriye yuruyup ararken bir an gelir de farkederiz ki hikaye bastan bizmisiz. Biz….Sen…Ben

Bazen cigerini yirtana kadar bagirmak gelir ya icinden, agzini actigin anda hic bir ses cikaramazsin. Iste o cigligin, sessizliginin siddetine donusur, icine akar agir agir. Midenden asagi suzulur once, kanina gecer, damarlarindan vucudunun her noktasinda atar.

Hikayelerimiz cigliklarimizin icimize aktigi zamanda yazilmaya baslar.

Derin bir nefes cekmek istersin. O nefesinin icine bir “Hayat” koyarsin. Icine baska birinin hayatini da sigdirmaya calisirsin. Ask`la, Tutku`yla, Huzun, Ayrilik, Ihanet, Nefret, Intikam, Nese`yle suslersin. Kalb atisini, sicakligi hissedersin. Bazen yorulursun, durursun ve o cektigin derin nefesin agirligini tasiyamadigini hissedersin. Uflemek istiyorsundur artik. Dursun istersin hersey, oysa ki ihtiyacin olan sey sessizliktir.

Sessizligin asaletini ariyorsundur artik. Tek istedigin dinlenmektir.

Kül olana kadar batarsin bazen. Bile bile, hisse de hisse de batarsin. Bunu ister misin yoksa izin mi verirsin, bilemezsin. Ne hissettigini bilemezsin. Tekrar yaratirsin kendini, o kül parcalarini tekrar bedene cevirmek icin ugrasirsin.

Bazen herseyi bildigini sanirsin, bazen hicbir sey bilmedigini anlarsin.

Ne zaman kirlendigini hissetsen, bir yerlerde masumiyeti ararsin. Sarkilarda, yuzlerde, bedenlerde, ruhlarda, Icinde, kendinde… Ne zaman mahsumiyet arasak, bir cocugun gulusunde buluyoruz. Sonra kendini o cocukla ozdeslestirirsin, unuttugun ya da kaybettigin ve yahutta hala sakladigin masumiyetini hatirlarsin, bu seni hep uzmustur.

“Yalniz kalan” degil, “Yalnizligi secen” olmussundur.

Ve bazen "Bazen" dedigimizde anda kaybetmisizdir...



Thursday, 9 February 2012

Arayis


Arayislar…

Hayatimizin sonuna kadar bir turlu bitmek bilmeyen arayislarimiz..
Yeni dogmus bir bebek gibi misali annesinin memesini aramasi gibi…
Parktaki oyununda cocugun ilk yere dususunde annesini aramasi gibi
Yalnizliginizi paylasmak icin sevdiginizi aramaniz gibi
Peki ya bebek memeyi, cocuk annesini, insan sevdigini bulamayinca
O zaman ne yapariz?

Bazen oyle bir an gelir ki, O gun, O sabah, siz farkli uyanmissinizdir, bir seyler aramaniz gerekir ama kimi ya da neyi aradiginizi bilemezsiniz. Oturamazsiniz yeriniz de, yurursunuz sadece yurursunuz, akliniza gecen ‘Aradigim sey acaba karsima cikacak mi?’ Onunuzden gecen yuzlere bakarsiniz tanimaya calisisirsiniz. Gectiginiz yollara daha dikkatli bakarsiniz sanki yerde bir sey bulacaginizi zannedersiniz

Yasayan tum canlilarin fizyolojisine hayran kalmamak elde degil, her seyi yitirseler de bir tek, geriye Umut’larini koruyorlar.

O Umut’u alip kalbimizin en derin, en temiz, gozden irak yerinde koruyoruz ki hatta biz bile bozulmasin diye yerini unutuyoruz bazen… Bazen de aci hatiralarla, karamsarlikla kirletiyoruz bazen… ama o ki elmas misali ustunun karamsarlik komuruyle kirletsen de temizliyoruz bazen, gene kalbimizin en temiz kosesine koyuyoruz

Bir canlinin baska canliya en serefsiz saldirisi Umudunu calmayi calismasidir belki de..

Aradigimiz seyse Umut’tur aslinda..

O sabahin farkliligi, kendinde hissettigin farklilik, yollarda aradigin ve bulacagini dusundugun sey aslinda en bastan kalbinin unuttugun kosesindeki Umudundur.