Özgürlüğü elinde olan tek çiçektir Gelincik.Onu,saksıda yetiştiremezsiniz.Ya da yerinden ayırıp da yaşatamazsınız.Üç günlüktür ömrü. Özgürce üç gün..Japonlar şöyle der; ‘ Gelincik, insan ömrü gibidir.Dünü vardır.Yaşamıstır.Bugünü vardır.Yaşıyordur.Ama yarını belli değildir. l.Dünya Savaşı’nın sembollerindendir.Bir bölgede çok asker ölürse orada gelincik çiçeğinin biteceğine inanılır.Bizde ki ismiyle geleneksel Türk gelinliklerinin kırmızı olmasından gelir.Küçük birer gelin olarak görülürler
Friday, 29 June 2012
M=Mutluluk , Mezar
Thursday, 12 April 2012
“Bazen”lerimiz….
Zaman kavrami uc dilimden olusmustur bildiginiz uzere; gecmis zaman, simdiki zaman ve gelecek zaman. En basitinden ifade edersek; ya yasamissindir, yasiyorsundur ya da yasayacaksindir… ama bir de “Bazen”ler vardir. Bunlar, bu uc zaman diliminin icindeki kara delikler gibidirler. O “Bazen”ler, gecmisteki hissettigin duygunu sana simdikinde hatirlatir ve emin olarak bilirsin ki gelecekte de hatirlayacaksindir.
Iste, “Bazen” dediginiz anda duygularinizin zaman boyutunda yer degistirmissindir.
Bazen derin kara bir deligin icinde oldugumuzu hissederiz, gittikce cekiliyoruz sanki, belki o deligin en dibindeyiz de yukaridaki isiga bakinca kendimizi yakininda zannediyoruz. Bazen, bazen`e karisir ki asilmasi gereken tek engel kendimizmisiz megerse... Hikaye biz oluruz. Hikayeyi hep baska yerlerde, baska bedenlerde, gectigimiz yollardan geriye yuruyup ararken bir an gelir de farkederiz ki hikaye bastan bizmisiz. Biz….Sen…Ben
Bazen cigerini yirtana kadar bagirmak gelir ya icinden, agzini actigin anda hic bir ses cikaramazsin. Iste o cigligin, sessizliginin siddetine donusur, icine akar agir agir. Midenden asagi suzulur once, kanina gecer, damarlarindan vucudunun her noktasinda atar.
Hikayelerimiz cigliklarimizin icimize aktigi zamanda yazilmaya baslar.
Derin bir nefes cekmek istersin. O nefesinin icine bir “Hayat” koyarsin. Icine baska birinin hayatini da sigdirmaya calisirsin. Ask`la, Tutku`yla, Huzun, Ayrilik, Ihanet, Nefret, Intikam, Nese`yle suslersin. Kalb atisini, sicakligi hissedersin. Bazen yorulursun, durursun ve o cektigin derin nefesin agirligini tasiyamadigini hissedersin. Uflemek istiyorsundur artik. Dursun istersin hersey, oysa ki ihtiyacin olan sey sessizliktir.
Sessizligin asaletini ariyorsundur artik. Tek istedigin dinlenmektir.
Kül olana kadar batarsin bazen. Bile bile, hisse de hisse de batarsin. Bunu ister misin yoksa izin mi verirsin, bilemezsin. Ne hissettigini bilemezsin. Tekrar yaratirsin kendini, o kül parcalarini tekrar bedene cevirmek icin ugrasirsin.
Bazen herseyi bildigini sanirsin, bazen hicbir sey bilmedigini anlarsin.
Ne zaman kirlendigini hissetsen, bir yerlerde masumiyeti ararsin. Sarkilarda, yuzlerde, bedenlerde, ruhlarda, Icinde, kendinde… Ne zaman mahsumiyet arasak, bir cocugun gulusunde buluyoruz. Sonra kendini o cocukla ozdeslestirirsin, unuttugun ya da kaybettigin ve yahutta hala sakladigin masumiyetini hatirlarsin, bu seni hep uzmustur.
“Yalniz kalan” degil, “Yalnizligi secen” olmussundur.
Ve bazen "Bazen" dedigimizde anda kaybetmisizdir...
Thursday, 9 February 2012
Arayis
Friday, 16 December 2011
Sessiz Ağıt
‘İnsanı, acılar olgunlaştırır.’ Derler, doğruymuş.
Neydi peki olgunluğun ölçüsü? Daha ne kadar gerekiyordu? Kaç acı, kaç hüzün, kaç yarım kalmışlık istiyordu bizden?
Çocukken canımız yandığında nasıl da bas bas bağırırdık, değil mi? Ne oldu peki? O günden bu güne ne değişti? Zaman, mekan, insanlar, amaçlar, hırslar, kibirler, duygular, korkular… Nasıl oldu da o gürültülü ağlayışlarımızın yerini sessizlik dökülen gözyaşlarına bıraktı?
Bazen öyle bir sessiz ağlarsın ki, kendin bile duyamazsın…
Ağız dolusu gülenlere gıpta ile bakarsın. Merak edersin ‘Ne zaman sen de onun kadar gülebileceğini?’
Bazen şu insanların haline çok acıyorum…
Bazen asıl kendime çok acıyorum…
Hayat dediğimiz şey, yarım kalmışlıklarını biriktirerek bir bütün yapmaya çalışmakla geçiyor, mutluluğu onun içinde sanıyoruz, aramaya başlıyoruz. Hepimiz, bu hayatın suskun kahramanlarıyız.
Bazen hatırlarsın, hayatında hiç yer alamayan insanları düşündükçe, çünkü bir başkası, O’nu elinden almıştır yıllar önce… O'nu düşünürsün, üzerine hayaller yazarsın. Hep aynı hayali kurarsın sonra sadece ağlarsın…
O’nu tanıma fırsatı hiç eline verilmediği için…
Hayalinin asla gerceklesemeyecegıne…
Bir yabancı, O eşsiz insanı öldürdüğü için…
Olgunluk acıyı seviyor, yalnızca ondan güç alıyor…
Sunday, 13 November 2011
BABA
O iskelenin basinda, yanimda biri daha vardi. Elimi tutuyordu. Babam… bana baliklama atlamayi ogretecekti. Saniyeler, dakikalara, dakikalar saate donusuyordu ve ben hala cok korkuyordum. Babam hala yanimda ve elimi tutuyor… ve sonra beni cekti ve cigligimla ucurum gibi gorunen suya atladik…
Uzun zamandir babami anlatacak kelimeler ariyordum ama yanina koydugum kelimleri onun kadar degerli bulamiyordum. Biraz da endiseliydim, ya babami yazamazsam diye. Bu yazi size siradan gelen ama benim icin dunyanin en degerli varligi olan babamin, anilarimizla suslu hikayesi olacak.
Ne kadar da basitmis aslinda baliklama atlamak, yillarca korkmak ondan. Su zamana kadar baska olan korkularimda da yine elimden tuttu ve baliklama ustune atladik beraberce. Zorluklari, yanlislarimi birlikte el tutusarak, ustune baliklama atladik. Onun sayesinde, “Evet yapabilirim, hicbir sey imkansiz degil” felsefesine inandim.
Dunya`nin neresinde olursam olayim, O, elimi hep tutuyor aslinda. Biraktigini dusundugum zamanlarda bile hep tutuyordu.
4 yasindaydim, bir gun tek basima parka gittim o yillarda kardesim dogmustu ve artik beni parka goturecek annem yoktu. Gittim, oynadim ve donus yolunu bilsem de hangi kat, kapi numarasi kac? nerden bilebilirdim ki! Gene cok korkmustum karanlik bir apartmanin icinde oradan oraya yuruyordum . En sonunda merdivenin bir basamagina oturdum. Kafamda bir suru soru “ya evimi bulamazsam, ya annemle babami sonsuza kadar kaybedersem”. Sonra bir kapi acildi onumde, iceriden gelen isik, o karanlikla savasti ve yendi. Beni elleriyle kavrayip cekti karanliktan, gene babamdi O.
Cocuklugumda, babamin baska cocuklari sevmesine tahammul edemezdim. Hatta simdi bile…
Icinde inanilmaz bir insan-hayvan-doga sevgisi olan baska bi insan tanimadim. Agaclari cok sever, her yasadigi yere mutlaka bir kac cesit agac diker, sanki onun dogaya imzasi gibiydiler. Meyvesini herkesle paylasir. Annesi olmayan yavru hayvanlara daha bir duskundur, kendi felsefesince onlari egitir.
Evinize daha ilk gun getirdiginiz bir kusu elinize alabilir misiniz? Alamazsiniz..bosuna dusunmeyin. Size gelmez daha alisik olmadigi icin. Ama babam aldi, gozumun onunde… bakti, gulumsedi “Canim” dedi, uzatti elini ve kus eline geldi. Oysa ki daha 2 dakika bile olmamisti tanismalari…
Uslanmaz bir romantiktir. annem ile babam arasinda gordugum en guzel sey neydi diye sorarsaniz eger, derim ki, onlar birbirinin mukemmeliydiler.
Okudugum bir yazida diyordu ki “Babanizi kaybetmek, Savas`ta komutansiz kalmaya benzer”. Ne kadar dogru demis, kim demis ise… silah arkadasin, komutanin, baban…ona gore hazirlanmalisin onsuzluga su hayatta.
Guc timsalimdir. Babalar aglamaz, hep dik durur degil midir aslinda. Onlar da aglarmis biz gormeden, onlara da umutsuzluk yuku cokermis bazen. Su kahpe dunyada herseye katlanirim da babamin sesindeki umutsuzlugu duymaya asla…
Ne kadar buyuseniz de, oturursunuz karsisina hala cocuk olasiniz gelir, nefes almadan konusmak istersiniz “baba beni parka gotur” demek gelir icinizden. Bir anlik ani`nin resmini dusunur, gozunuz asagi suzulur. Kaldirirsiniz onun gozlerinde de ararsiniz, dilinizin ucuna gelen sey “Sen meraklanma babacigim, buyudum artik” demek olur, oysa ki buyumekten nefret etmissiniz.
Silah arkadasim, savas komutanim, ogretmenim, arkadasim …
Elimi hic birakma…
Baba…
Thursday, 20 October 2011
Okul kafeteryalari
Okul kafeteryalari, insanlari zorunluluklardan siyirir,ozgur birakir. Bir arkadasinizin selami daha samimidir, cunku icinden geldigi gibi davranir. Okul kafeteryalarinda asik olursun, askini itiraf edersin. Ilk randevuna orada baslarsin. Iliski, orada yeserir ya da bitirirsin. Oturursun en kosesine izlersin insanlari gun be gun.. asklarini, huzunlerini, kizginliklari, gururlarini, utanclarini…
Ilk kumara orada baslarsin. Batak atarsin, okey acarsin,bilardo,dart,langirt… ilk sigarani orada icersin. Kendi egonu orada yaratirsin. Kendini tanirsin, tanitirsin. Hoslandigin arkadasinla cinsellik paydasini ilk orada kaynastirirsin. Romantik muzikleri daha bi romantik gelir kulagina, o da benim gibi mi hissediyor diye bakarsin gozunun icine…
Ortak paydamiz, tek mekanimiz..Boyledir okul kafeteryalari, kimseler farkedemez icinde ne anilar ne duygular tasidigini. Ne kadar da onemliymis aslinda… neymis o zaman cikista ne mi yapiyoruz “café`de bulusalim” ok?
Thursday, 4 August 2011
Sevgili
Seni omrumun sonuna kadar unutamayacak olmam degil,
Asil bir gun seni unutacak olmam.
Once yavas yavas yuzun sonra anilar silinecek …
Sonra adin…
Ve bir gun gelecek ki,
Seni hic tanimamis gibi olacagim.
Kalbimdeki acinin yerini bir baskasi dolduracak,
Oysa ki kalbimde kanayan bir yara olmani istiyorum.
Sonsuz ol diye...