Friday, 29 April 2011

Son Amazon

Bir kadın, yedi çocuk anası

Bir kadın, bir maası, bir eve yetiştiren

Bir kadın, çalıskanlığın sembolu

Bir kadın, tek mirası felsefesi

Bir kadın, hayatı hiç bırakmayan

Son Amazon….

Bundan iki sene önce 2009’un Ekim ayı, bir kararla ingiltereye gitmeye kadar verdim. Heyecanlıydım ama korkmuyorum. Ayrılmanın son birkaç gününe girdiğimde çevremdekiler valize konulacak birkaç parça ıvır zıvırla, hediyelerle geliyorlardı. Kimisi de para veriyordu. İşime de geliyordu. Son amazon yani babannem’de elinde küçük bir şeyle karsıma geldi. ‘’Nadi (bana böyle hitap eder), bunu al gideceğin yerde paranı bunun içine koyarsın’’. Küçük,eski yıpranmış pembe-mavi renkli bir para kesesiydi. Babannem bana para kesesini veriyordu. Çok önemsemedim. ‘’tamam babanne, tesekkürler ‘’dedim ve çantamın içine attım. Babannem para kullanımı konusunda inanılmaz yetenekli bir kadındır. Bir maasla bir evi gecindiren, yedi çocugunu okutan, yedi çocugunu da meslek sahibi eden bir kadındır. Eskinin zamanında bir maas bir eve yetiyordu evet peki bugünün üç aylık maasıyla hala cocuklarına karsılıksız para verebilmesine inanır mısınız? Bunun için az yer, elektrik harcamasın diye bazen karanlıkta oturur, bunun yanında ısıtıcıyı calıstırmaz, soğukta otururdu. Bu gün 85 yasındadır. Yazın kayısı, kısın da mandalına satar bu paraları işte o para kesesinde toplardı. Çoğaldıkça tümletir, bankasına koyar ve hangi evladının başı sıkışırsa ona verirdi. Analık böyle birseydi işte.

Babanem- yani nam-ı değer Son Amazon- babamın deyimiyle de ‘’Vahşi Orkide’’ , 85 yasındaki bir kadından ne beklersiniz. Evde oturup bütün gün dizi izlediğini mi? Hayır, o hala her sabah kalkar bahcesine gider, ağaçlarını, sebzelerini, meyvesini yoklar, sonra da bizim işi yoklar. ( aynı bahçe içinde olan restaurantımız)yani hala herseyi kontrol eder. Eleştirir, lafını esirgemez, kavga eder, küser, konusmaz ama çalısmaktan da hiç vazgecmez.

_O para kesesini aldığımda küçümsemedim ama sasırdım yepyeni bir hediyeler alırken neden babannem bana eski bir para kesesi vermişti ki?_

Yıl 2011, Nisan ayındayız. Ve ben hala maceramın peşinde ingiltere’de odamda oturmuş bu para kesesine bakıyorum. İlk defa gerçek gözle görüyorum. Üstelik kenarından yırtılmış amatörce dikişini fark ettim. Bu Son Amazon gene yapacağını yaptı ruhumuza, benliğimize dokunmuştu. Bana sadece eski, yırtık bir para kesesi vermemişti. BABANNEM BANA KENDİ FELSEFESİNİ VERMİŞTİ. Çalısmayı, azmi, bu azimle sahip olunan parayı, bu parayla hayatta kalmayı başarmayı. Ve en önemlisi EMEK’i. O kenarındaki elle yapılmış dikişin bile anlamı vardı. Tok gözlü olmayı, elimizdekiyle yetinmeyi, onu onarmayı, aç gözlü olmamayı öğretiyordu.

Evet odamda oturmuş hala bu eski para kesesine bakıyorum ve …

BABANNECİM, SEN BİR İNSANA BIRAKABİLECEK EN GÜZEL MİRASI BANA BIRAKTIN,O ARTIK BİR PARA KESESİ DEĞİL, O ÇALIŞKANLIĞIN SEMBOLU, O AZMİN SEMBOLU, ASLA VAZGEÇMEMENİN SEMBOLÜ ve bu sembol ben ve benden sonraki bütün kuşağımıza aktarılacak

Umarım ben de bir gün torunuma bu para kesesini verip senin hikayeni anlatabilirim.



Thursday, 28 April 2011

Jorge Luis Borges: AN'lar





Arjantinli yazar buyulu gerceklik akiminin ilk onculerinden Jorge Luis Borges`i biraz olsa bahsetmekten seref duyarim. Herkesin mutlaka okumasi gereken "AN'LAR" siiri tum insanliga birakacagi en guzel mirasiydi. Bu hikayesiyle bize kattigi; yasamimizi, secimlerimizi bir kez daha cok gec olmadan sorgulama, yeniden duzeltme imkanin hala elimizde oldugu gercegini gostedigi icin onunde saygiyla egiliyorum.Politik goruslerinden dolayi hayati boyunca hic nobel odulu kazanamadi. Borges eserlerinde üç büyük dinden ve Budizm dininden alıntılar içermistir. Evet Borges`den "AN'LAR"....




Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.

Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır,
daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...


ÖLÜYORUM...



Wednesday, 27 April 2011

Orhan Pamuk: yazarin dunyasi

Evet bildigimiz uzere "Ermeni Soykirimi" dedi Turkiye"yi ikiye boldu. Bir hevesle okunmaya baslandi kitaplari, ama bitirelemedi bir turlu hakkiyla. Neydi sen de anlayamadigimiz, kiymetini bilemedigimiz sey Orhan Hocam? Yurtdisinda kalabaliklar onunde alkislanirken, neden kendi yurdunda taninmazliktan geldin? Havaalanindan donusu izlemistim de gene yabancilar mi kiymet bildiler sanatcimizi? Bir konusma yaptin Nobel Toreni`nde. Yazar nicin yazar? Orhan Pamuk nicin yaziyor? Bu sozlerinle benim ruhuma dokundun, isterim ki herkes ogrensin Orhan Pamuk nicin yaziyor...


"Bildiğiniz gibi, biz yazarlara en çok sorulan, en çok sevilen soru şudur: neden yazıyorsunuz? İçimden geldiği için yazıyorum! Başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. Onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum. Ben, ötekiler, hepimiz, bizler İstanbul’da, Türkiye’de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. Kağıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. Edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. Bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. Unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. Getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. Yalnız kalmak için yazıyorum. Hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. Okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. Bir kere başladığım şu romanı, bu yazıyı, şu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. Herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. Kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. Hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. Hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. Hikâye anlatmak için değil, hikâye kurmak için yazıyorum. Hep gidilecek bir yer varmış ve oraya —tıpkı bir rüyadaki gibi— bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. MUTLU OLMAK ICIN YAZIYORUM."

ne guzel anlattin bir yazarin ic dunyasini, ne guzel anlattin kendini, belki de ilk defa sen de cok ictendin. En guzeli de " Bir turlu mutlu olamadigim icin yaziyorum, mutlu olmak icin yaziyorum"...

Tuesday, 26 April 2011

gene mi politika_Bir Kemal Kilicdaroglu Hikayesi

Yazık sana Kemal Kılıçdaroğlu, zaten şu siyasete 3-0 yenik başlamıstın. Hata nerede? Hata kimde? Her zamanki klişe; yanlış zaman, yanlış yer mi? Kime göre, neye göre? Ne çok yükün var omuzlarında? Kemalizm tek savaşçısı sen kalmış gibisin, sen de öyle hissediyorsun. Doğru!!! seçim vaatlerinden çok ağzımız yandı. Ama safız gene inanırız. Benim halkım kimlere inanmadı ki sana inanmasın, Tayyip'i geçtim, Cem Uzan'a bile inanan saf köylüm. İnsanoğlu işte!! Bir yanımız umut, bir yanımız inanç, atamayız ikisini de...Şu kirli propagandadan bir türlü kurtulamayacaksın. Senin için Bir SKK'yı bile idare edemedi dediler. Üzüldüm, araştırdım, öğrendim de görüyorum ki savunman bana mı kalmış? Sevgili arkadaşlar Demirel hükümeti zamanın da yapılan populizmden emekli harcamaları arttırılarak, emeklilik yaşı düsürüldü. Halka bile çok yansımadan dalkavukluk yapıldı. Adam napsın bürokrat, verilen görevi yerine getirmek zorundaydı. Aynı yıl yani 1994, bağımsız kaynaklarca -Ekonomi Trends dergisi- ''yılın bürokratı'' seçildiğini de biliyor muydunuz? Şuan kimse ekonomik krizden bahsetmiyor nedense ne fabrika açıldı ne de işszlik düştü. Oysa ki Tayyip makam arabalarını arttırmasını biliyorken dış borçlar bilmem kaç kat artmışken, güzel yurdumun 455 kıyısı satılmışken en son ki Atatük'ün Kurtuluş Savaşı'nı Samsun'a çıkarak başlattığı Samsun limanı da satılmışken daha benim ülkemde ekonomik krizin lafi gecmiyor!!!yarın Kılıçdaroğlu başa gelsin ilk denilecek laf ekonomik krizide o çıkardı olacak,ne ironi ama...!!! Bir arkadasım sormustu ''Cok mu hayransın Kılıçdaroğlu'na?'' bilmiyorum hayran mıyım? Biraz eskiye dönersek yoksa çok mu milliyetçiyim? Bizim kuşak pek sağ-sol ilişkilerini bilmez, okumaz, Peki neden okumaz? 12 Eylül'den darbe yemiş babalarımiz, büyüklerimiz o korkuyla bize hiçbir şey anlatmadılar birakin konusmadılar bile o konuda bir daha evde, eskinin sosyalist kitaplarını bile oyun oynarken evimizin kilerinde arkaya atılmış kutuların içinde bulmuştum. Okudum mu hayır gene de okumadım, ama şimdi okurum,okuyacağım....Anlıyorum ki kuşak farkı nedir? Bir kuşak çok ezilirken sonraki kuşak rahata eriyor, bir başka kuşak geriye giderken sonraki kuşak bilinçleniyor. Hypatia'nın yüzyıllar önceki olayını baz alırsak bilge,alim,ilk matematikçi bilimkadını olup üzerine atılan dinsiz,cadı,büyücü suçlamalarıyla katledilişinin günümüz uyarlaması şu an ki Ergenekon sanıkları değil midir? Çok geriye gitmisiz bee!!! Durun ben size bir mutlu son yazayım? Yüklenmeyin fazla Kılıçdaroğlu'na, bozuk sistemi neredesinden düzeltmeye baslasın, sizler ki herkese bir sans verdiniz, bu sefer de verin, su akar yolunu bulur. Bizler ki Malazgirt ve Miryokefalon Muhabereleriyle başladık bu zaferlere, Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşı'ın da savaşmış dedelerin torunlarıyız. Hangi ülke tarihi, topragını Ingilizlerden, Fransızlardan ,Italyanlardan, Yunanlılardan temizleyip yeniden başladı? Bu ülkelerin hangisinin tarihi zaferle başladı peki?? Ne mi diyoruz, borç mu yigidin kamcısı yoksa Umut mu ? Umutlu olalım, çok çalısalım ve de...''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE''
Ayça Nadide ŞEN