Saturday, 4 August 2012

3. Cogullar


Metroya iner inmez  tren hemen gelirse  kendimi  o gün bitene kadar sanslı hissediyorum. Gitsem sayısal oynasam yada piyango bileti ceksem sanki o gün bana vuracak. Trene beklemeden binmek ve hemen bos yer bulmak, bu bir mucize olmaliydi. Cantamdaki kitaplarin agirliginin hissettirdigi amele yorgunlugu vardı üzerimde. Oturuyorum, ayakta duranlara şöyle piç bir gülümseme atiyorum "yeri kaptim" dercesine. Her zamanki rituelim kitabimi aciyorum yanina da "Bethoween`in 7. senfonisi  iyi gidiyor"  düsünerek kulakliklarimi takiyorum. Nedensiz tad alamiyorum kitaptan, kapatiyorum.


Onlari duyuyorum. Kaldiriyorum basimi, devirdim gozlerimi, gozümün onündeler. Her yerdeler ve cok kalabalıklar…Cok konusuyorlar.Hep konusuyorlar Susmuyorlar. Muzik cabalıyor, onlara meydan okuyor ama faydasız, müzigin bile arasından sızıyorlar. Hala duyuyorum. Sonra merak ediyorum…Bu kadar anlatacak neleri var diye. Tren bile dayanamiyor artik, O da dile geliyor her duragi tek tek saymaya basliyor. Sanki onlar costukca ben kaybediyorum, sanki enerjimi onlar kullanıyor, o kadar fevri harcıyorlar ki. 
Her yerdeler ve cok kalabalıklar..


Iclerinden biriyle goz goze geliyorum, en kücükleri, bir kiz, gülümsüyor bana. Neden gülümsüyor ki oysa ben gülümsemek istemiyorum. Dünya`da ki o anda BEN gülümsemek istemiyorum işte.Hatta degil yalnız o an, bütün gün gülümsemeyecegim işte. Bugünü kendime “Dünya Gülümsememe Günü” ilan ediyorum. Gülmüyorum cünkü bu sabah saatlerinde firmamızın gülümseme müdürü ani bir kalp kriziyle hayata veda etti. Cenaze sebebiyle müsterilerimiz bugün ki hizmetten faydalanamıyor. Gelen telefonlari Izdirap, Agit, Aglama, Suskun hal, Somurtma servislerine yonlendiriyoruz. Birkac güne yerine birini atarlar. 

Bir cocuk ablasinin kucaginda uyuyor. Sanki o an, dünyanin en guzel manzarasina bakiyormuşum gibi hissediyorum. Kardesim de boyle uyur diye düsünüyorum. Belki de dünyadaki bütün kardesler hep oyle uyuyor ve benim kardesim dünyadaki bütün kardeslere benziyordu o anda. Ama nedensiz nefret ettim, nefret ettim iste onlardan, cünkü her bakisim da ablanin kardesini oksadigi gordukce  acaba kardesime iyi ablalik yapabildim mi? diye düsünmeme sebep oluyorlar. Digerlerinden de nefret ediyorum alisverise giden anneler ve kizlarindan, neden o gün benim gittigim dükkana geliyorlar ki baska gün mü kalmadi sanki. Yanindan gecen adamin üzerinden yayilan eski sevgilinin parfümü. Gecmisin kelebek etkileri bunlar. Hep kovaliyorlar. Cok sacma yerlerde bekliyorlar. 
Her yerdeler ve cok kalabaliklar…


Evime siginmaliyim. Oraya gelemezler. Ne Onlar, ne o ablayla kardeş, ne o anne ile kizi ne de o parfümlü adam. Biraz daha hizli yürüsem hemen varicam ama sirtimdaki yük beni yavaslatiyor. Yeşil cayin hayalini kuruyorum, sicak sicak, her yudum bir arinma gibi sanki. Gider gitmez dus almaliyim diyorum, üzerime yapisan konusmalar, gülümsemeler, bakislar, kokular anca oyle kurtulurum. Atmalıyım onlari üzerimden. 
Her yerdeler ve cok kalabaliklar…



Friday, 29 June 2012

M=Mutluluk , Mezar

Her gun ders calismak icin gittigim kutuphanenin yaninda eski bir mezarlik var, tarihi eser sebebiyle yikilmasina izin verilmemis.  Ustundeki yillara baktim hepsi 1800 kusur yillarinda yapilmis. Calisma masamin yanindaki pencere direk mezar manzarali, cok mizahi sanki! mezar manzarali calisma masam.
Onundeki dersin stresinden arada bir kafami kaldirip mezarligi gormek icin uzatiyorum. O manzara beni celiskilerin icine atiyor tabi bu kadar deep down dusunce yogunlugu sonunda “hayati bu kadar ciddiye almayin,nasil olsa icinden canli cikamayacagiz, aha! karsindaki manzaraya bak”`a baglaniyor.
Ne kadar,ne kadar cok hayaller kuruyoruz,umutlar, taze baslangiclar, yeniden yeniden filizlenen duygular
Ne kadar,ne kadar cok hayal kirikliklari yasiyoruz, basarisizliklar, yeniden baslamalar, korelen duygular
Mesela Ask, ne kadar cok feragat ediyoruz ondan. Oysa ki herkes asik olmak istiyor. Gercek aski istiyor hani icini titreten, urperten geceleri uyku tutturmayan evet bunu herkes istiyor,hadi ama cool`lugu birakin azicik da bari kendinize durust olun. Asktan askta kosan da, basini kadirmadan asosyal inek tipli biri de herkes Aski hep ariyor.
Bugune kadar sansli bir hayat yasadim hala daha yasiyorum, cunku en yakinimdan kimseleri kaybetmedim. Hicbir sonsuz ayrilik acisi yasamadim ama biliyorum ki bu da sonsuza kadar gitmeyecek tek tek herkesi kaybetmeye baslayacagim. Bazen cok sevdigim birini kaybetmis gibi uzuluyorum,agliyorum. Belki de amacim olacak hadisenin onceden gozyaslarini dokmek ki gercek zamaninda guclu goruneyim,belki de sadece aglamak istedigim icin, belki  sadece mazosisttim.
Gercek mutluluk icimizde aslinda, biliyor musunuz?  Ne klise bir laf ama gercekten oyle. En cok neye guluyorum aslinda Ingilteredeki Turkler, Turkiye`deki insanlara ozeniyor,onlarin daha mutlu oldugunu dusunuyor, Turkiye`dekilerse , ingilteredeki insanlarin daha mutlu yasadigini dusunuyor. Kisaca icimden gecen “Bullshit” kimse nerede,nasil, ne sartlarda olursa olsun mutlu degil. Mutlu insanlar, sadece mutlulugun sirrini cozmus olanlar onu bir yere,bir esyaya,bir insana baglamadan mutlu olmayi sadece kendisine baglayan insanlar mutlu.
Simdi herkes 1 dakikaligina gozunu kapatsin ve bir hayal kurun. Hayaliniz de hani taa gecmisten beri kimseye itiraf edemediginiz ama hayalini ara sira kurdugunuz bir meslek vardir yaa (mesela ben film artisti olmak ve Stephen Moyerle oynamak isterdim…ki asla olamayacagim) oysa ki suanda yaptiginiz is sebebiyle solmaya yuz tutan o gecmis zamanli hayal meslegi…hayalinizi hatirlayin….
……..






Evet gozleri actik ve avcunuzu kapatin ve orta parmaginizi havaya kaldirin, hayalinize dogru tutun
Iste mutluluk…

Thursday, 12 April 2012

“Bazen”lerimiz….

Zaman kavrami uc dilimden olusmustur bildiginiz uzere; gecmis zaman, simdiki zaman ve gelecek zaman. En basitinden ifade edersek; ya yasamissindir, yasiyorsundur ya da yasayacaksindir… ama bir de “Bazen”ler vardir. Bunlar, bu uc zaman diliminin icindeki kara delikler gibidirler. O “Bazen”ler, gecmisteki hissettigin duygunu sana simdikinde hatirlatir ve emin olarak bilirsin ki gelecekte de hatirlayacaksindir.

Iste, “Bazen” dediginiz anda duygularinizin zaman boyutunda yer degistirmissindir.

Bazen derin kara bir deligin icinde oldugumuzu hissederiz, gittikce cekiliyoruz sanki, belki o deligin en dibindeyiz de yukaridaki isiga bakinca kendimizi yakininda zannediyoruz. Bazen, bazen`e karisir ki asilmasi gereken tek engel kendimizmisiz megerse... Hikaye biz oluruz. Hikayeyi hep baska yerlerde, baska bedenlerde, gectigimiz yollardan geriye yuruyup ararken bir an gelir de farkederiz ki hikaye bastan bizmisiz. Biz….Sen…Ben

Bazen cigerini yirtana kadar bagirmak gelir ya icinden, agzini actigin anda hic bir ses cikaramazsin. Iste o cigligin, sessizliginin siddetine donusur, icine akar agir agir. Midenden asagi suzulur once, kanina gecer, damarlarindan vucudunun her noktasinda atar.

Hikayelerimiz cigliklarimizin icimize aktigi zamanda yazilmaya baslar.

Derin bir nefes cekmek istersin. O nefesinin icine bir “Hayat” koyarsin. Icine baska birinin hayatini da sigdirmaya calisirsin. Ask`la, Tutku`yla, Huzun, Ayrilik, Ihanet, Nefret, Intikam, Nese`yle suslersin. Kalb atisini, sicakligi hissedersin. Bazen yorulursun, durursun ve o cektigin derin nefesin agirligini tasiyamadigini hissedersin. Uflemek istiyorsundur artik. Dursun istersin hersey, oysa ki ihtiyacin olan sey sessizliktir.

Sessizligin asaletini ariyorsundur artik. Tek istedigin dinlenmektir.

Kül olana kadar batarsin bazen. Bile bile, hisse de hisse de batarsin. Bunu ister misin yoksa izin mi verirsin, bilemezsin. Ne hissettigini bilemezsin. Tekrar yaratirsin kendini, o kül parcalarini tekrar bedene cevirmek icin ugrasirsin.

Bazen herseyi bildigini sanirsin, bazen hicbir sey bilmedigini anlarsin.

Ne zaman kirlendigini hissetsen, bir yerlerde masumiyeti ararsin. Sarkilarda, yuzlerde, bedenlerde, ruhlarda, Icinde, kendinde… Ne zaman mahsumiyet arasak, bir cocugun gulusunde buluyoruz. Sonra kendini o cocukla ozdeslestirirsin, unuttugun ya da kaybettigin ve yahutta hala sakladigin masumiyetini hatirlarsin, bu seni hep uzmustur.

“Yalniz kalan” degil, “Yalnizligi secen” olmussundur.

Ve bazen "Bazen" dedigimizde anda kaybetmisizdir...



Thursday, 9 February 2012

Arayis


Arayislar…

Hayatimizin sonuna kadar bir turlu bitmek bilmeyen arayislarimiz..
Yeni dogmus bir bebek gibi misali annesinin memesini aramasi gibi…
Parktaki oyununda cocugun ilk yere dususunde annesini aramasi gibi
Yalnizliginizi paylasmak icin sevdiginizi aramaniz gibi
Peki ya bebek memeyi, cocuk annesini, insan sevdigini bulamayinca
O zaman ne yapariz?

Bazen oyle bir an gelir ki, O gun, O sabah, siz farkli uyanmissinizdir, bir seyler aramaniz gerekir ama kimi ya da neyi aradiginizi bilemezsiniz. Oturamazsiniz yeriniz de, yurursunuz sadece yurursunuz, akliniza gecen ‘Aradigim sey acaba karsima cikacak mi?’ Onunuzden gecen yuzlere bakarsiniz tanimaya calisisirsiniz. Gectiginiz yollara daha dikkatli bakarsiniz sanki yerde bir sey bulacaginizi zannedersiniz

Yasayan tum canlilarin fizyolojisine hayran kalmamak elde degil, her seyi yitirseler de bir tek, geriye Umut’larini koruyorlar.

O Umut’u alip kalbimizin en derin, en temiz, gozden irak yerinde koruyoruz ki hatta biz bile bozulmasin diye yerini unutuyoruz bazen… Bazen de aci hatiralarla, karamsarlikla kirletiyoruz bazen… ama o ki elmas misali ustunun karamsarlik komuruyle kirletsen de temizliyoruz bazen, gene kalbimizin en temiz kosesine koyuyoruz

Bir canlinin baska canliya en serefsiz saldirisi Umudunu calmayi calismasidir belki de..

Aradigimiz seyse Umut’tur aslinda..

O sabahin farkliligi, kendinde hissettigin farklilik, yollarda aradigin ve bulacagini dusundugun sey aslinda en bastan kalbinin unuttugun kosesindeki Umudundur.



Friday, 16 December 2011

Sessiz Ağıt

‘İnsanı, acılar olgunlaştırır.’ Derler, doğruymuş.

Neydi peki olgunluğun ölçüsü? Daha ne kadar gerekiyordu? Kaç acı, kaç hüzün, kaç yarım kalmışlık istiyordu bizden?

Çocukken canımız yandığında nasıl da bas bas bağırırdık, değil mi? Ne oldu peki? O günden bu güne ne değişti? Zaman, mekan, insanlar, amaçlar, hırslar, kibirler, duygular, korkular… Nasıl oldu da o gürültülü ağlayışlarımızın yerini sessizlik dökülen gözyaşlarına bıraktı?

Bazen öyle bir sessiz ağlarsın ki, kendin bile duyamazsın…

Ağız dolusu gülenlere gıpta ile bakarsın. Merak edersin ‘Ne zaman sen de onun kadar gülebileceğini?’

Bazen şu insanların haline çok acıyorum…

Bazen asıl kendime çok acıyorum…

Hayat dediğimiz şey, yarım kalmışlıklarını biriktirerek bir bütün yapmaya çalışmakla geçiyor, mutluluğu onun içinde sanıyoruz, aramaya başlıyoruz. Hepimiz, bu hayatın suskun kahramanlarıyız.

Bazen hatırlarsın, hayatında hiç yer alamayan insanları düşündükçe, çünkü bir başkası, O’nu elinden almıştır yıllar önce… O'nu düşünürsün, üzerine hayaller yazarsın. Hep aynı hayali kurarsın sonra sadece ağlarsın…

O’nu tanıma fırsatı hiç eline verilmediği için…

Hayalinin asla gerceklesemeyecegıne…

Bir yabancı, O eşsiz insanı öldürdüğü için…

Olgunluk acıyı seviyor, yalnızca ondan güç alıyor…


Sunday, 13 November 2011

BABA

Bir iskelenin basindaydim korku icinde. Belki de hayatta en cok ozendigim sey; denize, havuza baliklama atlayalarak giren insanlardi.

O iskelenin basinda, yanimda biri daha vardi. Elimi tutuyordu. Babam… bana baliklama atlamayi ogretecekti. Saniyeler, dakikalara, dakikalar saate donusuyordu ve ben hala cok korkuyordum. Babam hala yanimda ve elimi tutuyor… ve sonra beni cekti ve cigligimla ucurum gibi gorunen suya atladik…

Uzun zamandir babami anlatacak kelimeler ariyordum ama yanina koydugum kelimleri onun kadar degerli bulamiyordum. Biraz da endiseliydim, ya babami yazamazsam diye. Bu yazi size siradan gelen ama benim icin dunyanin en degerli varligi olan babamin, anilarimizla suslu hikayesi olacak.

Ne kadar da basitmis aslinda baliklama atlamak, yillarca korkmak ondan. Su zamana kadar baska olan korkularimda da yine elimden tuttu ve baliklama ustune atladik beraberce. Zorluklari, yanlislarimi birlikte el tutusarak, ustune baliklama atladik. Onun sayesinde, “Evet yapabilirim, hicbir sey imkansiz degil” felsefesine inandim.

Dunya`nin neresinde olursam olayim, O, elimi hep tutuyor aslinda. Biraktigini dusundugum zamanlarda bile hep tutuyordu.

4 yasindaydim, bir gun tek basima parka gittim o yillarda kardesim dogmustu ve artik beni parka goturecek annem yoktu. Gittim, oynadim ve donus yolunu bilsem de hangi kat, kapi numarasi kac? nerden bilebilirdim ki! Gene cok korkmustum karanlik bir apartmanin icinde oradan oraya yuruyordum . En sonunda merdivenin bir basamagina oturdum. Kafamda bir suru soru “ya evimi bulamazsam, ya annemle babami sonsuza kadar kaybedersem”. Sonra bir kapi acildi onumde, iceriden gelen isik, o karanlikla savasti ve yendi. Beni elleriyle kavrayip cekti karanliktan, gene babamdi O.

Cocuklugumda, babamin baska cocuklari sevmesine tahammul edemezdim. Hatta simdi bile…

Icinde inanilmaz bir insan-hayvan-doga sevgisi olan baska bi insan tanimadim. Agaclari cok sever, her yasadigi yere mutlaka bir kac cesit agac diker, sanki onun dogaya imzasi gibiydiler. Meyvesini herkesle paylasir. Annesi olmayan yavru hayvanlara daha bir duskundur, kendi felsefesince onlari egitir.

Evinize daha ilk gun getirdiginiz bir kusu elinize alabilir misiniz? Alamazsiniz..bosuna dusunmeyin. Size gelmez daha alisik olmadigi icin. Ama babam aldi, gozumun onunde… bakti, gulumsedi “Canim” dedi, uzatti elini ve kus eline geldi. Oysa ki daha 2 dakika bile olmamisti tanismalari…

Uslanmaz bir romantiktir. annem ile babam arasinda gordugum en guzel sey neydi diye sorarsaniz eger, derim ki, onlar birbirinin mukemmeliydiler.

Okudugum bir yazida diyordu ki “Babanizi kaybetmek, Savas`ta komutansiz kalmaya benzer”. Ne kadar dogru demis, kim demis ise… silah arkadasin, komutanin, baban…ona gore hazirlanmalisin onsuzluga su hayatta.

Guc timsalimdir. Babalar aglamaz, hep dik durur degil midir aslinda. Onlar da aglarmis biz gormeden, onlara da umutsuzluk yuku cokermis bazen. Su kahpe dunyada herseye katlanirim da babamin sesindeki umutsuzlugu duymaya asla…

Ne kadar buyuseniz de, oturursunuz karsisina hala cocuk olasiniz gelir, nefes almadan konusmak istersiniz “baba beni parka gotur” demek gelir icinizden. Bir anlik ani`nin resmini dusunur, gozunuz asagi suzulur. Kaldirirsiniz onun gozlerinde de ararsiniz, dilinizin ucuna gelen sey “Sen meraklanma babacigim, buyudum artik” demek olur, oysa ki buyumekten nefret etmissiniz.

Silah arkadasim, savas komutanim, ogretmenim, arkadasim …
Elimi hic birakma…
Baba…

Thursday, 20 October 2011

Okul kafeteryalari

Okul kafeteryalari, insan hayatinda ucuncu onem tasiyan mekandir. Gozlerimizi Ilk yuvamizda , ana kucaginda acariz. Sonra bir gun seni alirlar ve bir okula gotururler, gozune kestirdikleri ilk bos siraya oturturlar. Basini oksayip “artik okullu oldun” derler. Sen daha anlamadan arkalarini donup giderler. Bakarsin etrafina anlarsin evinden artik cok uzaktasin…sonra zil calar, kantine gidersin

Okul kafeteryalari, insanlari zorunluluklardan siyirir,ozgur birakir. Bir arkadasinizin selami daha samimidir, cunku icinden geldigi gibi davranir. Okul kafeteryalarinda asik olursun, askini itiraf edersin. Ilk randevuna orada baslarsin. Iliski, orada yeserir ya da bitirirsin. Oturursun en kosesine izlersin insanlari gun be gun.. asklarini, huzunlerini, kizginliklari, gururlarini, utanclarini…

Ilk kumara orada baslarsin. Batak atarsin, okey acarsin,bilardo,dart,langirt… ilk sigarani orada icersin. Kendi egonu orada yaratirsin. Kendini tanirsin, tanitirsin. Hoslandigin arkadasinla cinsellik paydasini ilk orada kaynastirirsin. Romantik muzikleri daha bi romantik gelir kulagina, o da benim gibi mi hissediyor diye bakarsin gozunun icine…

Ortak paydamiz, tek mekanimiz..Boyledir okul kafeteryalari, kimseler farkedemez icinde ne anilar ne duygular tasidigini. Ne kadar da onemliymis aslinda… neymis o zaman cikista ne mi yapiyoruz “café`de bulusalim” ok?