Friday, 16 December 2011

Sessiz Ağıt

‘İnsanı, acılar olgunlaştırır.’ Derler, doğruymuş.

Neydi peki olgunluğun ölçüsü? Daha ne kadar gerekiyordu? Kaç acı, kaç hüzün, kaç yarım kalmışlık istiyordu bizden?

Çocukken canımız yandığında nasıl da bas bas bağırırdık, değil mi? Ne oldu peki? O günden bu güne ne değişti? Zaman, mekan, insanlar, amaçlar, hırslar, kibirler, duygular, korkular… Nasıl oldu da o gürültülü ağlayışlarımızın yerini sessizlik dökülen gözyaşlarına bıraktı?

Bazen öyle bir sessiz ağlarsın ki, kendin bile duyamazsın…

Ağız dolusu gülenlere gıpta ile bakarsın. Merak edersin ‘Ne zaman sen de onun kadar gülebileceğini?’

Bazen şu insanların haline çok acıyorum…

Bazen asıl kendime çok acıyorum…

Hayat dediğimiz şey, yarım kalmışlıklarını biriktirerek bir bütün yapmaya çalışmakla geçiyor, mutluluğu onun içinde sanıyoruz, aramaya başlıyoruz. Hepimiz, bu hayatın suskun kahramanlarıyız.

Bazen hatırlarsın, hayatında hiç yer alamayan insanları düşündükçe, çünkü bir başkası, O’nu elinden almıştır yıllar önce… O'nu düşünürsün, üzerine hayaller yazarsın. Hep aynı hayali kurarsın sonra sadece ağlarsın…

O’nu tanıma fırsatı hiç eline verilmediği için…

Hayalinin asla gerceklesemeyecegıne…

Bir yabancı, O eşsiz insanı öldürdüğü için…

Olgunluk acıyı seviyor, yalnızca ondan güç alıyor…


Sunday, 13 November 2011

BABA

Bir iskelenin basindaydim korku icinde. Belki de hayatta en cok ozendigim sey; denize, havuza baliklama atlayalarak giren insanlardi.

O iskelenin basinda, yanimda biri daha vardi. Elimi tutuyordu. Babam… bana baliklama atlamayi ogretecekti. Saniyeler, dakikalara, dakikalar saate donusuyordu ve ben hala cok korkuyordum. Babam hala yanimda ve elimi tutuyor… ve sonra beni cekti ve cigligimla ucurum gibi gorunen suya atladik…

Uzun zamandir babami anlatacak kelimeler ariyordum ama yanina koydugum kelimleri onun kadar degerli bulamiyordum. Biraz da endiseliydim, ya babami yazamazsam diye. Bu yazi size siradan gelen ama benim icin dunyanin en degerli varligi olan babamin, anilarimizla suslu hikayesi olacak.

Ne kadar da basitmis aslinda baliklama atlamak, yillarca korkmak ondan. Su zamana kadar baska olan korkularimda da yine elimden tuttu ve baliklama ustune atladik beraberce. Zorluklari, yanlislarimi birlikte el tutusarak, ustune baliklama atladik. Onun sayesinde, “Evet yapabilirim, hicbir sey imkansiz degil” felsefesine inandim.

Dunya`nin neresinde olursam olayim, O, elimi hep tutuyor aslinda. Biraktigini dusundugum zamanlarda bile hep tutuyordu.

4 yasindaydim, bir gun tek basima parka gittim o yillarda kardesim dogmustu ve artik beni parka goturecek annem yoktu. Gittim, oynadim ve donus yolunu bilsem de hangi kat, kapi numarasi kac? nerden bilebilirdim ki! Gene cok korkmustum karanlik bir apartmanin icinde oradan oraya yuruyordum . En sonunda merdivenin bir basamagina oturdum. Kafamda bir suru soru “ya evimi bulamazsam, ya annemle babami sonsuza kadar kaybedersem”. Sonra bir kapi acildi onumde, iceriden gelen isik, o karanlikla savasti ve yendi. Beni elleriyle kavrayip cekti karanliktan, gene babamdi O.

Cocuklugumda, babamin baska cocuklari sevmesine tahammul edemezdim. Hatta simdi bile…

Icinde inanilmaz bir insan-hayvan-doga sevgisi olan baska bi insan tanimadim. Agaclari cok sever, her yasadigi yere mutlaka bir kac cesit agac diker, sanki onun dogaya imzasi gibiydiler. Meyvesini herkesle paylasir. Annesi olmayan yavru hayvanlara daha bir duskundur, kendi felsefesince onlari egitir.

Evinize daha ilk gun getirdiginiz bir kusu elinize alabilir misiniz? Alamazsiniz..bosuna dusunmeyin. Size gelmez daha alisik olmadigi icin. Ama babam aldi, gozumun onunde… bakti, gulumsedi “Canim” dedi, uzatti elini ve kus eline geldi. Oysa ki daha 2 dakika bile olmamisti tanismalari…

Uslanmaz bir romantiktir. annem ile babam arasinda gordugum en guzel sey neydi diye sorarsaniz eger, derim ki, onlar birbirinin mukemmeliydiler.

Okudugum bir yazida diyordu ki “Babanizi kaybetmek, Savas`ta komutansiz kalmaya benzer”. Ne kadar dogru demis, kim demis ise… silah arkadasin, komutanin, baban…ona gore hazirlanmalisin onsuzluga su hayatta.

Guc timsalimdir. Babalar aglamaz, hep dik durur degil midir aslinda. Onlar da aglarmis biz gormeden, onlara da umutsuzluk yuku cokermis bazen. Su kahpe dunyada herseye katlanirim da babamin sesindeki umutsuzlugu duymaya asla…

Ne kadar buyuseniz de, oturursunuz karsisina hala cocuk olasiniz gelir, nefes almadan konusmak istersiniz “baba beni parka gotur” demek gelir icinizden. Bir anlik ani`nin resmini dusunur, gozunuz asagi suzulur. Kaldirirsiniz onun gozlerinde de ararsiniz, dilinizin ucuna gelen sey “Sen meraklanma babacigim, buyudum artik” demek olur, oysa ki buyumekten nefret etmissiniz.

Silah arkadasim, savas komutanim, ogretmenim, arkadasim …
Elimi hic birakma…
Baba…

Thursday, 20 October 2011

Okul kafeteryalari

Okul kafeteryalari, insan hayatinda ucuncu onem tasiyan mekandir. Gozlerimizi Ilk yuvamizda , ana kucaginda acariz. Sonra bir gun seni alirlar ve bir okula gotururler, gozune kestirdikleri ilk bos siraya oturturlar. Basini oksayip “artik okullu oldun” derler. Sen daha anlamadan arkalarini donup giderler. Bakarsin etrafina anlarsin evinden artik cok uzaktasin…sonra zil calar, kantine gidersin

Okul kafeteryalari, insanlari zorunluluklardan siyirir,ozgur birakir. Bir arkadasinizin selami daha samimidir, cunku icinden geldigi gibi davranir. Okul kafeteryalarinda asik olursun, askini itiraf edersin. Ilk randevuna orada baslarsin. Iliski, orada yeserir ya da bitirirsin. Oturursun en kosesine izlersin insanlari gun be gun.. asklarini, huzunlerini, kizginliklari, gururlarini, utanclarini…

Ilk kumara orada baslarsin. Batak atarsin, okey acarsin,bilardo,dart,langirt… ilk sigarani orada icersin. Kendi egonu orada yaratirsin. Kendini tanirsin, tanitirsin. Hoslandigin arkadasinla cinsellik paydasini ilk orada kaynastirirsin. Romantik muzikleri daha bi romantik gelir kulagina, o da benim gibi mi hissediyor diye bakarsin gozunun icine…

Ortak paydamiz, tek mekanimiz..Boyledir okul kafeteryalari, kimseler farkedemez icinde ne anilar ne duygular tasidigini. Ne kadar da onemliymis aslinda… neymis o zaman cikista ne mi yapiyoruz “café`de bulusalim” ok?

Thursday, 4 August 2011

Sevgili

Canimi en cok yakan sey,
Seni omrumun sonuna kadar unutamayacak olmam degil,
Asil bir gun seni unutacak olmam.
Once yavas yavas yuzun sonra anilar silinecek …
Sonra adin…
Ve bir gun gelecek ki,
Seni hic tanimamis gibi olacagim.
Kalbimdeki acinin yerini bir baskasi dolduracak,
Oysa ki kalbimde kanayan bir yara olmani istiyorum.
Sonsuz ol diye...

Tuesday, 26 July 2011

Uzaktasindir

Uzaktasindir...
Insan uzaktayken daha iyi taklit yaptigini bilir misiniz? Bir telefon gelir uzak oldugunuz yerden, sorar sana “Nasilsin?” diye, “iyiyim” dersin o ses tonuna heyecan katmaya calisirsin ki uzak oldugun yer suphelenmesin. Hep guzel seyler anlatirsin onlara, senle gurur duysunlar istersin. Dedim ya insan uzaktayken daha iyi taklit yapar.
Degisirsin uzaktayken...
Daha sessizlesirsin, daha dogrusu sen hep konusuyorsundur aslinda ama kimse duymuyordur. Farkedersin ki hep icinden konusmussun. Kendindeki degisimleri farkedersin, olgunlastigini hissedersin. Hem gurur duyarsin hem de huzun. Cunku buyumekten korkmussundur hep, cocukluga bir daha donemeyecek olmana.
Guclenirsin uzaktayken...
Elinde yalnizca bir cekic sabirla zorluk kayalarini parcalamaya calisirsin. Ilki her zaman zordur ama alisirsin. Alismak, guclenmenin oteki yuzudur aslinda.
Zayiflarsin uzaktayken...
Ilgi bekleyen simarik cocuga donusmek istersin ama korkarsin suclanmaktan, sen de kilifi degistirirsin, arkadas canlisi gibi gorunursun.
Gunluk hayaller artik seni terkeder; aslinda coktan sen terketmissindir onceden, hep iki adim sonrasini dusunmekten. Gelecegin hayalini cagirirsin ama tam gostermez kendini, guvenmez sana, ihanet etmistin bir kere bugunun hayaline.
Icinde olum olan duygusal filmlere tahammul edemezsin. Zaten yeterince kayibin vardir hayatinda.
Gunes acsin istemezsin artik. Yagmur seni rahatlatmaya baslar.
En son yazmaya baslarsin, yazarsin plan yapmadan icinden geldigi gibi. Icindeki sessiz cigligi susturdugunu farkedersin. Ve bir sonraki yaziya kadar hep ayni dongude savrulursun.
Herseye ragmen hic birseyin gucu, sendeki umudu almaya yetmez. Saklarsin onu, kendine bile zor gosterirsin, kirlensin istemezsin. Hayal kirikliklarin kirletir onu bazen. Tekrar temizlersin. Ve tekrar saklarsin icinde bir yerlerde. Farkedersin ki yasama sebebin, Umudun olmustur.

Saturday, 9 July 2011

Bedel

Sordum Olric`e “Ayni anda kac bedel odeyebiliriz Olric?”




Dedi ki “Odenir…Herseyin bedeli odenir; ictigin suyun, soludugun havanin bile, hic yasayamadigin baska hayatlarin, olamadigin baska kimliklerin..."




"Peki ya Ask`in… Ask`in bedeli de odenir mi?




"Odenir .. O da odenir lakin bir Ask `i kalsin, son nefesinde hayatina soyle bir selam ederken, aslinda sadece Ask`tan varoldugunu anliyacaksin donde de ki “ YASADIM ”…

Saturday, 25 June 2011

Sihirli Degnek





Eger sihirli bir degnegim olsaydi ve istedigimi yapabilseydim ilk isim oluleri canlandirmak olurdu.


Schillerin Listesi filmindeki kucuk kirmizi mantolu kizi geri getirirdim ve ona derdim ki:“Hersey bitti korkacak birsey yok, burada guvendesin artik oyunlar oynayabileceksin” .


Sonra Hitler tarafindan hain damgasiyla kursuna dizilen Alman komutan Colonel Claus Von Stauffenberg geri getirirdim. Derdim ki “Sen bir kahramansin, ailene dokunamadilar,yasiyorlar hala, cocuklarin buyudu, onlara gidebilirsin artik, bir de Hitler arsenikle hayatina son verdi” diyip goz kirpar,gulumserdim.


Sonra hic taniyamadigim Dede`lerimi getirirdim. Once kendimi tanitirdim “Torununuzum” derdim. “Masal anlatir misiniz?” diye sorardim. Sonra “ Dedecim bana harclik verir misin?”. Ve Dedeleri olan arkadaslarimi kiskanmayi birakirdim…


Sonra Buket Uzuner`in "Kumral Ada Mavi Tuna" adli romanindaki Aras`i getirirdim. Ona da "Kimseye ne kadar guclu oldugunu kanitlamak zorunda degilsin, sen kendini bil yeter. Sensiz Ada ve Tuna hayatlarina istedikleri gibi devam edemediler. Umutlari , hayalleri de senle birlikte öldu. Simdi o kopruden geri don ve birbirinizden hic ayrilamayin. Ada`yla mesut bir hayat seni bekliyor"


Sonra Deniz Gezmis, Yusuf Arslan ve Huseyin Inan`i getirirdim. Onlara da derdim ki “Yapacak cok isimiz var, degistirelecek cok zihniyet, biraktiginiz gibi hala…Hadi baslayalim”


Sonra Ugur Mumcu`yu getirirdim. Ona da “Silahini (kalemini) eline al ve Durma….”


Sonra Kemal Sunal`i getirirdim. Bizi tekrar guldursun isterdim. Beraberce Hababam Sinifi`ni izleyip gulmek isterdim.


Sonra Eskiya`yi getirirdim. Ona da “Sen Keje`ye , Keje sana hasret…Olduremediler seni Eskiya, Keje`yi al ve git buralardan, olecekseniz eger yanyana …”


Sonra Nazim Hikmet`i getirirdim. Derdim ki “Sana vatan haini dediler ama Sen herkesten, herseyden daha cok vatanseverdin. Memleketin sana hasret kaldi, tipki senin hasret kaldigin gibi…”


Sonra Hrant Dink`i getirirdim. “Ayagindaki delik pabucun bana insan olmayi ogretti”


Sonra Ahmet Taner Kislali`yi getirirdim. Ona da “Ogrencilerin seni bekliyor… Demokrasi, Ozgürlük kavramlari degerini yitirdi, Birinin tekrar ogretmesi lazim…”


Ve en son Mustafa Kemal... Hayir..... Onu getiremem... Utanilir gostermeye memleketin bu halini... Nasil soylenir "Biraktigin Memleket, ugrunda binlerce insanin kaniyla sulanan bu topraklar, bu soy.. somurge oldugunu, kirli savasin bas dolandiricisi ...


Nasil kiyilir Ata`ya, Yasarken Oldurmeye...


Onlar benim olulerim; Onlar, inandigim insanlik kavraminin birer parcalari...